25 09 2010

Zaman, paradan değerlidir

 

 

ALPER TURGUT

 

“Borsa: Para Asla Uyumaz” (Wall Street: Money Never Sleeps), balonlarla özdeşleştirdiği para yerine, hayatla eş kıldığı zamandan ve bebekle müjdelenen yarınlardan yana taraf tutan usta işi bir seyirlik. Evet, ikisi en iyi yönetmen, biri en iyi senaryo (Malum, Gece Yarısı Ekspresi) olmak üzere şu ana dek üç Oscar ödülünü kucaklamasını bilen Oliver Stone, tam 23 yıl aradan sonra Wall Street’e geri dönüyor. Para hırsından resmen gözleri dönen, ahlak ve değer yoksunu insanlara sesleniyor bu film, boşuna debelenme, yeni bir ömür satın alamazsın, asla sıfırdan başlayamazsın.

 

“Hırs iyidir” ile aklımıza kazınan borsacı Gordon Gekko karakteriyle Oscar’a uzanan Kirk oğlu Michael Douglas, yine döktürüyor. Filmin oyuncu kadrosunda genç yetenekler Shia LaBeouf ve Carey Mulligan ile İhtiyarlara Yer Yok’taki performansıyla adeta uçuşa geçen Josh Brolin var. Ustalar Susan Sarandon, Frank Langella ve Eli Wallach’ı unutmayalım. Langella, gerçekten harika bir performans sergiliyor, 95 yaşındaki Wallach’a ise ne söylenebilir ki, aktörün yaşı olmaz, ayakta alkışlamalı. Borsa: Para Asla Uyumaz, ikibuçuk saatlik süresine rağmen temposunu kaybetmeyen, gücü, iktidarı ve ekonomik krizi resmederken yer yer didaktik bir anlatım diline de savrulsa hiçbir şekilde içinizi kıymayan, iyi ve güzel bir film. Kaçırmayın.

 

Anti-kahraman Gordon Gekko, dolandırıcılık, şantaj ve kara para aklama gibi finansal suçlardan dolayı sekiz yılını geçirdiği cezaevinden çıkmıştır, beşparasız, çaresiz ve yalnızdır. Borsa kralı Gekko, lanetlenmiş gibidir, oyun dışı kalmış ve hayattaki en yakını olan kızı Winnie dahi ona sırtını dönmüştür. Aradan yedi yıl daha geçer, sene 2008, Gekko, yaşam öyküsünden ayıkladığı bir kitap yazmış, güzel Vinnie ise kadere bakın, genç, hırslı ve becerikli (İdealist ve petrol düşmanı, temiz, sınırsız enerji sevdalısı) borsacı Jake Moore ile evlenmeye karar vermiştir. Sonra ekonomik çöküş başlar, borsa tepetaklak olur, hisseler hızla değer kaybeder, panik büyür, şok dalgası tüm dünyaya yayılır. İyiler, kötüler, daha kötüler, en kötülerin arasındaki rekabet ve entrika ile süslenen çatışma ortamı, paraya tapmakla uğraşanların, zamanı ıskaladığını gözler önüne serer, hayat saati acımasızdır, durmaz, duramaz, tik tak tik tak... Yelkovan ve akrebin yolculuğu, nice ömrü harcamıştır ve harcayacaktır.

 

ANNEMİ ÖLDÜRDÜM!

 

 

“Annemi Öldürdüm” (J’ai Tue Ma Mare – I Killed My Mother), ilk kez  İstanbul Film Festivali’nde sinemaseverlerin karşısına çıkan bol ödüllü ve her türlü övgüye layık bir seyirlik. Annemi Öldürdüm, “Aslında onu hala seviyorum…” der yeniyetme delikanlı, o, büyüdükçe sevgi bağını nefrete dönüştürmüştür. Ama biliriz ki, aşkın ve nefretin kökeni aynıdır ve ana-oğul sevgisi, sevdanın en üst mertebesidir. 19 yaşındaki gencecik Xavier Dolan, yapımcılığını üstlendiği, senaryosunu kaleme aldığı, başrole soyunduğu ve elbette çektiği Annemi Öldürdüm ile yılın en başarılı ilk filmini yarattığını söylersek abartmış olmayız, kesinlikle… Yapımda, Dolan dışında belli başlı rolleri Anne Dorval, François Arnaud, Susanne Clement, Patricia Tulasne, Niels Schneider ve Monique Spaziani üstleniyorlar. Bağımsız sinemanın ruhunu kuşanan, esprili, zeki, kavgacı, gürültülü, duyarlı ve duygulu bu film kaçmaz, mutlaka seyredin.

 

Lise öğrencisi Hubert, eşcinseldir ve bunu birlikte yaşadığı annesi Chantale’dan saklar. Hubert ve Chantale, sürekli didişmekte, liseli gencin öfkesi giderek artmaktadır. Hatta öğretmeni, velisini yani annesini sorduğunda “O, öldü” diyecek kadar... Ergenlik bunalımı ve orta yaş krizi, bizim ikili, geçiş döneminde ya tamamen dağılacak ya da sımsıkı sarılacaklardır, yine ve yeniden...

0
0
0
Yorum Yaz