27 11 2010

“Yine mi Sen?”, “Git Başımdan!”

 

 

ALPER TURGUT

 

“Git Başımdan!” (Due Date), haftanın uzak ara en iyi filmi ama salt eğlencelik olduğu notunu da düşmek gerekiyor. Yani bu keyif dozu yüksek yapım, izle, neşelen ve unut modeli ve haliyle sabun köpüğü muadili. Geri kalan filmlerin hali nicedir, anlamışsınızdır.

 

Git Başımdan, “Felekten Bir Gece” (The Hangover) adlı çok beğendiğimiz, şenlikli ve oldukça renkli filmi yaratanların yeni ürünü. Todd Phillips’in çektiği Git Başımdan’ın başrollerini Hollywood’un asi çocuğu Robert Downey Jr. ile Amerikan sinemasının yeni komiği Zach Galifianakis üstleniyorlar. Michelle Monaghan, Juliette Lewis ve Oscar’lı Jamie Foxx ise yardımcı rollerdeler. Öncelikle Robert ve Zach, zıt kutupların çekiciliğini kusursuz yansıtmışlar ve müthiş bir ikili olmuşlar, komedi aşkına ileride tekrar bir araya gelmeliler. Senaryo, aksiyon, espriler, diyaloglar neredeyse tastamam, eğlenmek isteyenler, yola ve yolda olmaya dair öyküleri sevenler, Git Başımdan’ı (Tam 72 kopya) kaçırmasınlar.

 

Peter, kontrollü, düzenli ve renksiz bir tip, o bir mimar ve eşinin doğumuna sayılı gün var. İş için başka bir kentte ve doğum sırasında doğal olarak karısının yanında olmak istiyor. Ancak bu hiçte kolay değil. Çünkü babasını yeni kaybeden, oyuncu adayı, uçuk kaçık Ethan Tremblay ile yolları kesişmek üzere. Havalimanı işte bu kesişmenin adresi… Peter için Ethan ile tanışmak, felaketlerin peşi sıra gelmesi demek. İlk kâbus, uçakta terörist muamelesi görmek ve uçuş yasaklıları arasına girmek ile gerçekleşiyor. Artık ülkeyi arabayla geçmek zorundalar, bu yolculuk, sayısız belayı ve çatışmadan doğan dostluğu da beraberinde getirecektir.

 

KADINLARIN DÜŞMANI KADINLARDIR

 

 

 

 

“Yine mi Sen?” (You Again), Andy Fickman’ın yönettiği, Moe Jolie’nin de senaristliğini üstlendiği fazla Amerikan ve vasatı aşamayan bir seyirlik. Kadın dünyasına ait bu film (11 kopya), erkeklere hitap etmiyor. Başrollerde Kristen Bell, Jamie Lee Curtis, Sigourney Weaver, Odette Yustman, Kristin Chenoweth, Victor Garber ve Betty White var. Genç kız, annesi ve ninesi, üç nesil kadın, bir düğün arifesinde, geçmişteki belalılarını buluyorlar, elbette lise dönemi ve elbette düşman belledikleri karşı taraf da kadın. Bir tür eteklerindeki taşı dökme eylemi icra edecekler, kıskançlık ve nefreti, planlayıp, projelendirerek hayata geçirecekler. Geçmişle hesaplaşma öyküsü bu, eee kinin kökeninde çoğu zaman sevgi de vardır ya, bu nedenle kahramanlarımız, yeni bir sayfa açabilmek adına eski defterlerin peşine düşerler. Yine mi Sen?, altı boş karakterleri, anlamsız diyalogları ve komiklikten yoksun espri girişimleriyle koskocaman bir düş kırıklığı özetle, biraz dans, biraz da artık yaşlandıklarını gözlemlediğimiz Jamie Lee Curtis ve Sigourney Weaver ile göz boyamaktan öteye geçemiyor.

 

FİLMLE DALGA GEÇEN FİLM

 

 

 

 

“Biri Beni Isırdı” (Vampires Suck), Alacakaranlık Efsanesi film serisiyle dalga geçmek isteyen, ancak komik olacağım derken komik duruma düşen her haliyle kötü bir deneme. Yabancı filmler bazında, haftanın en düşük notunu, 34 kopya ile sinemalarımıza konuk olan Biri Beni Isırdı aldı. Atıyorum, en iyisine beş yıldız verebilmek ise lüksümüz, tek yıldız bile gönlümüzden zor kopar, o derece.

 

Jason Friedberg ve Aaron Sletzer, 20 milyon dolarlık bu amaçsız filmi, hem yazdılar, hem de yönettiler. Matt Lanter, Ken Jeong, Anneliese Van Der Pol, Jenn Proske, Chris Riggi ise başrolleri üstlendiler. Vampir, kurt adam, insan üçgeninde yeniyetme düşü olmaktan ziyade bir işlevi, sinemada da gişe başarısı dışında bir albenisi bulunmayan Alacakaranlık serisiyle alay etme çabasının mizahla, yaratıcılıkla ve başka her hangi bir şeyle alakası yok. Belki de birkaç dolar kazanırızdır salt amaç, kim bilir.

 

Gelelim yerli yapımlara, kısaca değineceğiz. Öncelikle “Nene Hatun”u dahi geçerek yılın en kötü filmi listesinde en güçlü aday konumuna yükselen “Uçan Melekler”i anlatalım. Aslında bunu anlatmak imkânsız, yaşamak gerek. Türkiye’nin ilk dans filmiymiş sözüm ona, dans değil de trans desek ya şuna, evet, transa geçirtir, hatta kahkahalar attırır bu olmamışlık. DVD’si çıkınca mutlaka almalı bu filmi, çünkü çöp filmler kategorisinde kült olma ihtimali çok ama çok yüksek. Yönetmen, oyuncu vs. vs. bir şey yazmak istemiyorum, konuyu kapatıyor ve mümkünse tez zamanda unutmayı arzuluyorum.

 

“İki Tutam Saç-Dersim’in Kayıp Kızları”, Nezahat Gündoğan yönetimindeki 60 dakikalık bir belgesel, şahsi fikrim, Çayan Demirel’in çektiği “38” adlı benzer konulu yapımın daha etkileyici ve derinlikli olduğu şeklinde. Haftanın son filmi, “Joenjoy” tek kopyayla gösterime girdi. Kısa filmler ve belgeseller çeken Nur Akalın’ın ilk uzun metrajlısı, bir Türk ve Afrikalının aşk hikâyesini kurguluyor.

1119
0
0
Yorum Yaz