19 11 2010

Yetişkinlere yer yok

 

 

ALPER TURGUT

 

Hem çocuklar, hem de içlerindeki çocuğu henüz yitirmemiş olanlar, sevinsinler. Çünkü bu hafta vizyonda, masallara inanmayanlara yer yok. “Prensesin Uykusu” ve “Harry Potter ve Ölüm Yadigârları: Bölüm 1” (Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 1)… Etkili, sihirli ve kısmen deli… Kâh hüzünlü, kâh neşeli ama inadına keyifli ve eğlenceli… Evet, biri yabancı, diğeri yerli, üstelik her ikisi de oldukça iyi, mutlaka seyretmeli.

 

Çağan Irmak’ın yazıp yönettiği Prensesin Uykusu, sinemadan, müzikten ve düşlerden yapılmış bir tür kolaj ve bence tarif; naif ve zarif… Öncelikle “Babam ve Oğlum” ile “Karanlıktakiler”i, Çağan’ın şu ana dek çektiği filmlerden ayrı tutmak gerekiyor, çoğu zaman film yerine resmen çöp üreten bizim sinemamızda, bu iki film, farklı ve özgün yapıtlar olarak öne çıktılar, kanımca… Gelecekte ondan, hayal odaklı yapımların yanı sıra gündelik hayatın yakıcılığından demlenen politik filmler de bekliyoruz.

 

Çağan, Prensesin Uykusu ile üç yıl önce çektiği “Ulak”tan sonra bir başka düşün peşine düşüyor. Ulak’ın ardından şöyle demiştik; “7’den 70’e herkesin keyif alacağı mistik bir hikâye, bir güzel masal... ‘Şu filme benzemiş’, ‘bana filanca yapımı hatırlattı’ gibi yorumlar hemen her yönetmenin duymak zorunda kaldığı sayıklamalara örnektir. Esinlenme hayatın ta gerçeği… Zaten insanoğlu öğrendiklerini doğaya borçlu değil mi? Bu film, genç ve yetenekli bir yönetmenin düşlerine can vermesinin öyküsüdür.” Belki de beyazperdeyle buluşan ve görünür kılınan masalları sevdiğimiz için, bir nebze olmamışlık hissi verse dahi Ulak’a toz kondurmamıştık. Çağan, Prensesin Uykusu ile aradan geçen zaman zarfında, ustalık adına adımlar atmış, her şeyden öte bu film, Ulak’tan çok daha iyi kotarılmış. Kendi adıma, Çağan’ın en sevdiğim filmi Prensesin Uykusu oldu.

 

 

 

 

 

 

Prensesin Uykusu, 121 kopya ile Türkiye genelinde 33 kentte gösterimde, 25 Kasım’da da 44 kopya ile Almanya, Avusturya, İsviçre, Belçika, Hollanda, Danimarka ve Fransa’da vizyona girecek. Filmde, Çağlar Çorumlu, Sevinç Erbulak, Genco Erkal, Alican Yücesoy, Ayşenil Şamlıoğlu, Işıl Yücesoy ve Şevval Başpınar rol alıyorlar. İntihara meyilli eski yönetmen Kahraman karakterini canlandıran Genco Erkal tek kelimeyle müthiş. Sürekli gülümseyen kütüphaneci Aziz rolündeki Çağlar Çorumlu’ya önce gıcık olacak daha sonra onu çok seveceksiniz. Bahtsız kuaför Seçil’e can veren Sevinç Erbulak başarılı, Aziz’in yetimhaneden çocukluk arkadaşı Neşet rolündeki Alican Yücesoy da… Filmin arasına katık edilen tamamı yerli işi animasyonlar, sevimli, güzel ve cana yakın. Müzik kullanımı da, yerli yerinde… Prensesin Uykusu, çocuk filminden öte çocukça bir film. İşte bu yüzden senaryoda derinlik, diyalog ve monologlarda karmaşa yok, akıcılık var, dramdan sıyrılıp gelen görece bir mizah var. 

 

Şimdi efsanevi “Killing” serisini, “Maskeli Şeytan” gibi bilimkurgu denemelerini, hayli komik kovboy filmlerini, anti-kült diyebileceğimiz erotik-nevrotik eserleri, “Çirkin Kral”ı, “Zorro”yu ve diğer bir çok eksantrik işi sinemaya taşıyan sıra dışı yönetmenlerimizden Yılmaz Atadeniz’e saygı duruşunda bulunan Prensesin Uykusu’nu, adım gibi eminim dublörlerin hakkını teslim eden güzelim “Düşüş”e (The Fall) benzetenler çıkacaktır. “Pan’ın Labirenti” ve daha bir çok film ile benzerlikler kurulacak, bir kısım eleştirmen de, “Redd müzik grubuna, video klip çekmişler” diyecektir. Detaylara dadanırsa insan, kült mertebesindeki filmlerde bile tonla hatayı bulup çıkarabilir, bu nedenle yönetmen sinemasına hoş bir örnek olduğunu düşündüğüm Prensesin Uykusu, hakkını yemeyelim eğlendiriyor ve güzel bir duyguyla sinema salonundan, seyircisini uğurlamayı başarıyor. Minareli film gibi mesaj kaygısı da taşımıyor, daha ne olsun ki… Prensesin Uykusu, hiç kuşkusuz, büyümeyi REDD’edenler için bayram hediyesi.

 

 

Prensesin Uykusu’nun konusu ise özetle şöyle; Bir kütüphanede memur olarak çalışan Aziz, kendi küçük dünyasında sakin ve huzurlu bir hayat sürdürmektedir. Bir gün, mahalleye yeni açılan kuaförün sahibi Seçil ve 10 yaşındaki kızı Gizem, Aziz’in oturduğu apartmana taşınır. Aziz’in yeni komşularıyla renklenen hayatı, küçük kızın daldığı uzun uykuyla gölgelenir. Gizem’in daldığı uykunun tetiklediği bambaşka olaylarla, sıradan görünen ama aslında rengârenk karakterlere sahip bu insanlar birlik olup, kaderi değiştirmeye çalışırlar.

 

 

EN İYİ HARRY POTTER…

 

 

 

 

Türkiye genelinde 216 kopyayla gösterime giren iki buçuk saat uzunluktaki Harry Potter ve Ölüm Yadigârları: Bölüm 1, dünyaca ünlü serinin şahsi kanaatimce en iyi filmi (Alfonso Cuarón’un çektiği Azkaban Tutsağı ikinci sırada geliyor)… Şimdi soruyorum, sizce, büyü diye bir şey var mıdır? Benim yanıtım belli, evet, vardır. İşsizlik maaşıyla geçinen, çocuklu ve boşanmış İngiliz ev hanımı J. K. Rowling’i bir anda dolar milyarderi yapan ve ülkesinin en zengin kadınına dönüştüren gerçek bir büyünün adıdır, “Harry Potter”…

 

Sinema tarihinin gişe bazında en başarılı serilerinden birinin yedinci filmi olan Ölüm Yadigârları, önümüzdeki yaz gösterime girecek ikinci bölümünün ardından on yıllık Harry Potter adlı çılgınlık derecesinde bir etkiye sahip bu modern çağ masalına son noktayı koymuş olacak. Aradaki sarkmalar, tekrar hissi veren benzer sahnelerin varlığı, ergenlik sorunun çok fazla didiklenmesi, sıkıntı verse de, filmin kaotik ve karanlık fonu, alkışa değer. Müzikler kusursuz, dramatik altyapı sağlam, kitabın bire bir uyarlanması haliyle zor ancak yazarının bile son filme söz söylemediği göz önüne alınırsa, Harry Potter hayranları için final öncesi bu son durak, beklentileri karşılayacak gibi… Başrollerdeki üçlüyü anlatmaya gerek yok, Harry Potter filmleriyle resmen büyümelerine tanık olduk. “Felsefe Taşı”nda çocuktular, bugün Daniel Radcliffe 21, Rupert Grint 22 ve Emma Watson 20 yaşına geldiler. Hatta sevişme sahnesi bile var son filmde, anlaşılacağı üzere durum hayli fantastik bir hal aldı. Filmin her biri yetenek abidesi olan mükemmel bir de oyuncu kadrosu var; Helena Bonham Carter, Robbie Coltrane, Tom Felton, Ralph Fiennes, Brendan Gleeson, Richard Griffiths, John Hurt, Jason Isaacs, Helen McCrory, Bill Nighy, Miranda Richardson, Alan Rickman, Maggie Smith, Timothy Spall, Imelda Staunton, David Thewlis, Julie Walters ve Bonnie Wright… Ölüm Yadigârları’nı, Zümrüdüanka Yoldaşlığı” ve “Melez Prens”i de yöneten David Yates çekti. TV filmleri ve kısa filmler dışında bir deneyimi olmayan Yates, Potter serisiyle sinemanın aradığı yönetmenlerden birine dönüşüyor, tartışmasız.

 

 

 

 

Filmin konusu kısaca şöyle; Bölüm 1, Harry, Ron ve Hermione’nin Voldemort’un ölümsüzlük sırrını barındıran Hortkuluklar’ın izini sürmek ve yok etmek görevini üstlenerek yola çıkmaları ile başlıyor. Profesörlerinin yönlendirmeleri ve Profesör Dumbledore’un koruması olmaksızın, tek başlarına yola çıkan üç arkadaş şimdi herzamankinden daha fazla birbirlerine güvenmek zorundadır. Ancak, onları tehdit ederek ayrı düşmelerini sağlamak isteyen Karanlık Güçler de aralarındadır.

 

Bu arada, büyücülük dünyası Karanlık Lord’un tüm düşmanları için tehlikeli bir yer haline gelmiştir. Uzun zamandır korkulan savaş başlamış ve Voldemort’un Ölüm Yiyicileri Büyü Bakanlığı’nın kotrolünü zorla ele geçirerek terör estirmekte ve kendilerine karşı olabilecek herkesi tutuklamaktadırlar. Ama, Voldemort için en değerli olan ganimeti; Harry Potter’ı hala bulamamışlardır. Seçilmiş kişi artık aranan kişidir ve Ölüm Yiyiciler Voldemort’a “canlı” olarak teslim etmek üzere onu aramaktadırlar.

 

Harry’nin tek umudu Voldemort onu bulmadan önce Hortkuluklar’ı bulmaktır. Ama, ip uçlarını araştırdıkça neredeyse unutulmuş olan eski bir efsaneyi ortaya çıkartır – Ölüm Yadigarları’nın efsanesi. Eğer bu efsane gerçekleşirse, Voldemort aradığı üstün güce erişebilecektir.

 

Aslında Harry’nin geleceği, geçmişte yaşadığı ve tüm geleceğini etkileyen “sağ kalan çocuk” olduğu kader gününde belirlenmiştir. O, artık sadece bir çocuk değildir, Harry Potter, Hogwarts’a ilk adımını attığı günden beri hazırlanmakta olduğu Voldemort’la nihai mücadelesine giderek daha da yaklaşmaktadır.

          

194
0
0
Yorum Yaz