17 04 2010

Vizyon filmleri...

 

 

ALPER TURGUT

 

“Züğürt Ağa” ve “Selamsız Bandosu” gibi sağlam ve nitelikli yapımlar inşa edebilmiş senarist-yönetmen Nesli Çölgeçen’in kaçak göçmen sorununu eşelediği son filmi “Denizden Gelen” için vasat bile denilemez, tek kelimeyle; fiyasko...

 

Muğla’nın Dalyan ve Ortaca ilçesinde çekilen filmin senaryosu Ersin Kana’ya ait, kameranın arkasında da Aydın Sarıoğlu var. Denizden Gelen’in kilit rollerini, Özcan Alper’in “Sonbahar”ın da harikalar yaratan Onur Saylak ile Ahu Türkpençe, Sümer Tilmaç, Deniz Özerman ve beş buçuk yaşındaki Deniz Boyner üstleniyorlar. Çölgeçen gibi deneyimli bir yönetmen, bu kez başaramamış, ortaya acemice ve üstelik karikatürize bir iş çıkıvermiş. Oyunculuklar dökülüyor, senaryo çalakalem, karakterlerin altı boş... Olumsuzlukları daha fazla anlatmayalım. Çünkü tükenebilecek gibi değil. Ne denir? Yazık olmuş.

 

En çok “Beş Vakit”, “Korkuyorum Anne” ve “Kaç Para Kaç” adlı filmlerini beğendiğim Reha Erdem, tam tekmil rahatsız edici “Hayat Var”ın ardından dini ritüellerden beslenen ve yerli olmayan bazı kült filmlerden esinlenen “Kosmos”a imza attı. Altın Portakal’ı en iyi film dalında “Bornova, Bornova” ile paylaşan Kosmos, “Bal” ile birlikte bu yılın hiç kuşkusuz en kayda değer seyirliklerinden biri. Filmin başrollerinde görece bir kimya tutturan Sermet Yeşil ve Türkü Turan var. Görüntü yönetmeni Florent Herry ise, şiirsel çalışmasının karşılığını çeşitli ödüllerle alabildi. Hem hayat veren hem de can alan üstelik de hırsız ve kısmen meczup... Anti-kahraman Kosmos'un tarifi kısaca bu... Sınır kentine yolu düşen Kosmos, önce güzeller güzeli Neptün’ü bulur, ardından da yarattığı mucizeler vasıtasıyla belayı. Sosyal göndermeler, psikolojik çözümlemeler, görüntü, ses ve dahası... Kosmos, zor bir film bunu unutmayın ancak yine de gönül rahatlığıyla mutlak izlenilecekler listenizin en başına yazın.

 

“9”, bu hafta son anda gösterime sokuldu. Filmekimi’nde seyrettiğim canlandırma türündeki bu yapım, yakın gelecekte makinelerin insanları yeryüzünden silmesi, can verilen dokuz adet bez bebeğin de vahşi alet edevata savaş açması gibi müthiş bir öyküye sahip olmasına karşın kısa sürede aklımdan siliniverdi. Fanteziyle aksiyonu harmanlayan 9, macerasına bizi direkt katamadığı için kısmen çuvallıyor. Yine de benzersiz bir filme karşılık gelen 9, farklı bir deneyim yaşamak isteyenler içir şık bir seçenek olarak duruyor, bizden söylemesi...

 

“Genç Victoria” (The Young Victoria), bir dönem filminden daha çok romantik bir yapım olarak göze çarpıyor. Fonda saray saltanat, entrika deseniz gırla... 18 yaşında Birleşik Krallık’ın başına geçen genç Victoria zamanla serpilir. Ve bu toy ve deneyimsiz kraliçenin yardımına aşk koşar. Victoria, tamı tamına 63 yıl yedi ay süreyle tahtta kaldı ve ömrünün çoğunu kocası Prens Albert’in erken ölümünün ardından karalar bağlayarak yasta geçirdi. İngiliz kraliyetine dair seyretmiş olduğumuz tonla film arasında Genç Victoria, ancak orta sıralarda yer alabilir. Ve başroldeki Emily Blunt’a dikkat, o, rolünün hakkını fazlasıyla veriyor.

 

“Rec 2”... “Karantina” adıyla Hollywood’a da bir uyarlama selam çakan huzursuz ve neredeyse kusursuz Rec, numarayı ikilediğine göre, elbette üçüncüye de davetiye çıkartır. Tanrı-şeytan karşıtlığına yaslanan İspanyol işi ve hayli etkileyici bu korku-gerilim devam filmi, türün sevdalıları için bulunmaz bir nimet gibi... Gidin, görün ve ürperin...

 

Festival nedeniyle geçen hafta yazmayı unuttuğumuz “Beş Şehir”i Antalya’da izlemiş ve kedi kılığındaki arkadaşım Şebnem Sönmez’in dört dörtlük mırnavsal hareketleri nedeniyle gerçekten eğlenmiştim. Evet, “Polis”, “Güneşin Oğlu” ve şimdi de “Beş Şehir”... Yönetmen Onur Ünlü’nün rahatlıkla “tuhaf” kategorisine sokabileceğimiz filmini, beğenenler kadar burun kıvıranlar da olacaktır. İstanbul- Eskişehir-Afyon ekseninde gelişen Beş Şehir’in öyküsü, kadersizliğin de bu kadarına pes dedirtiyor. Filmin başrollerini Bülent Emin Yarar, Beste Bereket, Ahmet Rıfat Şungar ile “Babam ve Oğlum”dan hatırladığımız çocuk oyuncu Ege Tanman paylaşıyor. Neyse film bitiyor ve akıllarda kedi Şebnem ile Yusuf Hayaloğlu’nun yazıp Ahmet Kaya’nın seslendirdiği “Beni Vur” şarkısı kalıyor.

 

“Bal” ile Yusuf Üçlemesi sonlanmış oldu. “Yumurta” ve “Süt”ü genel kanıya ters düşmeme karşın beğenmediğimi söylemiş ve yazmıştım. Elbette, “Altın Ayı”yı da aldığı gerekçesiyle, şöyle güzel, böyle müthiş diye methiyeler düzüp, Bal'ı çok sevdim demeyeceğim. Geçen yıl Altın Ayı’yı kucaklayan “Acı Süt” adlı Peru filminden de pek hazzetmemiştim. Sonuçta; Bal üçlemenin en iyisi, diğerlerini de kattığınız an, öykü bir nebze seyirciyle bütünleşebiliyor. Ancak kendime soruyorum ve yanıt arıyorum; yönetmenlerimiz Andrey Tarkovski’den esinlenir de, niye bir Allahın kulu, Stanley Kubrick’ten ilham almaz. (Bir de Macar Bela Tarr vardır, içiniz kıyılır sıkıntıdan, o ne bela bir adamdır)  

 

“Son İstasyon”, aslında hakkında yazmak istemediğim bir film. En iyisi bu yapım olmamış, hiçbir şekilde kotarılamamış deyip geçeyim, aksi takdirde ağzımı açıp gözümü yumacağım ve anlaşılacağı üzere, saydıracağım. Ben bu filmi, tez vakitte unutmak istiyorum.

 

Vizyondaki devam filmlerinden “Cehenneme 2 Adım”, zamanı ve parayı bol bulanlara hitap eden, gereksiz bir klişeler bütünü... Mağarada ahaliyi gerelim, tüylerini diken diken edelim diye türe dair bildik ne varsa bolca eklemişler, ortaya fason bir şey (film değil) çıkartmışlar. Ya sabır.

 

“Aşkın Yaşı Yok”, eyvallah... Peki, affedersiniz de böyle “tırt” bir film yapma lüksünüz niye var? Olgun kadın, âşık delikanlı... İlginç, ilk defa duyduk. Başkaca bir arzunuz... Catherine Zeta Jones, Justin Bartha, Saadet Işıl Aksoy ile Steve Antonucci’nin oynadığı bu film, romantik komedi filmlerinin en kötülerinden, bilesiniz.

 

“En Mutlu Olduğumuz Yer”, bir gençlik, yol, aşk ve macera filmi... Kendini izletiyor ancak yine de vasatı aştığını söylemek zor.

118
0
0
Yorum Yaz