alper turgut Tam tekmil fiyasko - ALPER TURGUT'UN SİNEMA YAZILARI... - Blogcu



« Önceki | Sonraki »

31/10/2009

Tam tekmil fiyasko




ALPER TURGUT


Ne yazık ki; son model yerli işi filmleri kötülemeye kaldığımız yerden devam edeceğiz. Hayır, bundan zerre keyif almıyorum. Ama her ne kadar makul olmaya çabalasam da göz var izan var. Ve üstelik beyazperdeyi ne idüğü belirsiz denemeler çöplüğüne çevirenler, hayret edilecek denli gayretkeş, asla ama asla yılmıyorlar. Kurgu murgu hak getire, diyaloglar amansız ve anlamsız, öyküler deseniz evlere şenlik... İnanın, hiç de keyifli bir meşgale değil bu... İçim kıyıldı, sıtkım sıyrıldı, ruhum daraldı, imanım gevredi, göbeğim çatladı, vs. vs. Her film bitiminde bende oluşan ruh halini başka nasıl anlatabilirim, bilemiyorum.

 

İzninizle bu hafta gösterime giren “Konak” ile başlayalım. Acaba, ‘gençler bilmedikleri bir yere gider ve çok geçmeden bela onları bulur’, konulu daha kaç film çekilecek. ABD’liler affedersiniz bu “kıytırık” yapımların çok ekmeğini yedi, biz de yiyelim diyorsanız, zaten sözüm yok. Ancak yine de o ucube filmlerin kalibresi 7.65 ise sizin ki 6.35, yani yad ellerde çekilen filmler daha vurucu (silah benzetmesi pek yakışık almadı, mazur görün) ve hiç olmazsa kötünün iyisi... Korku ve gerilim sinemasında, layıkıyla kotarılmış film sayısı gerçekten çok azdır. Ustalık ister, yoğun emek ister, makyaj ister, ses ister, etkileyiciliği arttıracak oyunculuk ister, ister oğlu ister... Topa sağlam giremeyeceksen şayet, bu alengirli, çetrefilli ve ister istemez gizemli türe hiç bulaşmayacaksın, bir gençlik komedisi (alıcısı çok) çek gitsin.

 

Konak’ı Cem Akyoldaş yönetti, senaryo Mehmet Akif Turgut ve Funda Çetin’e ait. Başrollerde ise Almeda Abazi, Kerem Fırtına, Sevil Uyar, Paşhan Yılmazel, Damla Debre, Ogün Kaptanoğlu, Öykü Akay, Melahat Abbasova ve Gökhan Çelebi var.


“Kültür mirası projeleri” ödevi, üniversiteli altı arkadaşı, Safranbolu’ya sürükler. Onlar, geçmişe dair yakıcı ve yıkıcı bir kötülüğün ortaklarıdır, hesaplaşmak yerine susmayı ve rol yapmayı yeğlemişlerdir. Safranbolu girişinde gençlerin arabası bozulur, tuhaf bir tamirci de onlara yardımcı olur. Kalacakları oteli arayan kimliği belirsiz bir kişi, rezervasyonu iptal ettirmiştir. Gençler de ıkına sıkına bizim tamircinin önerdiği konakta kalmaya karar verir. Dilediklerini yapabilecekleri konak, ilk etapta hoşlarına gider ancak gece ilerledikçe mekân tekinsiz bir hal alır.


“Melekler ve Kumarbazlar”, geçen hafta vizyona girmişti. Ertekin Akpınar’ın yazıp yönettiği film, Büyük Marmara Depremi’nin ardından yaşanan gerçek bir öyküden esinlenilmiş. Filmin başrollerini Cem Davran, Bülent Şakrak, Kutay Köktürk, Nail Kırmızıgül, Hakan Meriçliler ve Macit Sonkan üstleniyor.


Sakaryalı üç kafadar, depreme bir bilardo salonunda yakalanır, biri yaşamını yitirir diğerleri kurtulurlar. Aradan 10 yıl geçer, dostlarının acısı yüreklerinde taşıyan iki arkadaş, hala boş vermişliğin girdabında sürüklenmektedir. Depremin korkunç etkisi, çevrelerindeki tüm insanları da mutsuz etmiştir. İşte tutunamayanlar, vefa için sevdasından vazgeçenler, psikopatlığa meyledenler ve dahası... Onlar belayı çağırır, haliyle bela da söz dinlemeyi sever. Peki, gerçekten damıtılan hikâye, layıkıyla resmedilmiş mi? Ne gezer... Ancak hakkını verelim, diğerlerine oranla Melekler ve Kumarbazlar, daha eli yüzü düzgün bir yapım. Vaktiniz çoksa ve ille de yerli sinema diyorsanız, izlenilebilir. Yönetmenin sonraki projelerini merak ediyorum, her şeyi bol kepçeden koymaması ve tuzunu tam ayarlaması şartıyla...

 

“Kanal-İ-zasyon” da geçen haftanın sınıfta kalan seyirliklerinden... Medya eleştirisi adı altında yola çıkan ve ilginçtir ki; eleştirdiği her ne varsa aynısını yapmaya çabalayan garip ve tutarsız bir film bu... Kanal-İ-zasyon’un yönetmen Alper Mestçi... Başrolleri Okan Bayülgen, Hakan Yılmaz, Erol Günaydın, Rasim Öztekin ve Serhat Özcan sırtlıyor, misafir oyuncular listesinde ise Hakkı Devrim, Ahmet Çakar, Sadettin Teksoy ve Metin Uca var.

 

Öykü, komik programların -kendi iddiasına göre- yer aldığı bir TV kanalı olan Kanal-İ'de geçiyor. Cam siliciliğinden medya patronuna dönüşen İmdat ve kanalda yaşananlar... Bizler, sıkı ve sağlam bir hiciv beklerken deyim yerindeyse sükût-u hayale uğradık. Kötü bir film olduğunu ise sanırım söylemeye gerek bile yok. Bu yapım, sadece tribüne oynuyor, beni sevsinler ve beğensinler diye adeta çıldırıyor. Lakin film güldürmekten yoksun ve ince işçilikten uzak... Tu kaka ilan etmesek de kesinlikle önermiyoruz.

 

46. Uluslararası Antalya ‘Altın Portakal’ Film Festivali’nde yarışan tüm uzun metraj adaylarını yazdığımı düşünüyordum, yanılmışım. Biri gözümden kaçmış. Usta yönetmen Yavuz Özkan’ın çektiği “İlkbahar Sonbahar"ı unutmuşum ya da unutmak istemişim. Niye mi? Belki de uzak ara en kötü film olduğu için… Yavuz Özkan da bunu fark etmiş olsa gerek ki; filmin Antalya’daki galasına dahi katılmamıştı.

 

Dünyanın gidişatına kafayı takan, eski kuşak bir yönetmen, yaşama müdahale eder ve kolektif bir deneyim için kollarını sıvar. Bu uğurda ailesinden kalan araziyi ve evini ipotek ettiren yönetmenimiz, gençler için bir manifesto yayınlar. O, yeni bir üretim ahlakıyla film çekecektir. Sürece müdahil olmak isteyen gençler arasında yapılan elemeyle yol arkadaşları belirlenir ve kırsal alanda (Armutlu) ortak yaşam deneyine başlanır. Sonra film biter ve bize “la havle” çekmek kalır.  


Cumhuriyet Hafta Sonu / 31 Ekim 2009

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Google