13 08 2010

Yaz neşesi, geyik muhabbeti...

  ALPER TURGUT   “Büyükler” (Grown Ups),  birkaç Hollywood ünlüsünü öne çıkartıp gişeye göz kırpma derdine düşen yaz işi vasat bir komedi. Bildik Amerikan tarzı sulu esprilerle donatılmış ve üstüne de hallice bir iğrençlik katılmış. Elbette, mizah güzeldir, hoştur ancak bel altına yoğunlaşan aile komedisi formatını, mizah ile yan yana getirmek boştur. Süründürücüye bir ad takıp, güldürüye de haksızlık etmeyelim. Büyükler için kuşkusuz, kaçırmayın yerine mümkünse kaçırın demek durumundayım. Bu çileyi siz de çekmeyin.        Adam Sandler, Kevin James, Chris Rock, David Spade, Rob Schneider ve Salma Hayek’in başrollerini üstlendiği Büyükler’i, aktör ve yönetmen Dennis Dugan çekti. Küçükken yakın arkadaş olan ve okulun basketbol takımıyla şampiyonluğa ulaşan beş kafadar, çok sevdikleri koçlarının ölümü üzerine 30 yıl sonra yeniden bir araya gelirler. Eşleri, çocukları ve birbirlerine söyledikleri yalanlarıyla... Cenaze töreninin ardından hafta sonu tatilini de birlikte geçirmeye karar veren ve göl evinde toplaşan eski dostlar, geçmiş ile bugün arasında köprü kurmaya çalışırlar. Görüşmedikleri yıllar boyunca çok şey değişmiştir belki ama içlerindeki çocuk henüz ölmemiştir. Onlar kısa sürede yeniden kaynaşırlar, eteklerindeki taşları döker ve dostluklarına yeniden sarılırlar.        SUUDİ PROPAGANDA FİLMİ     AFM sinemalarında Ramazan’ın ilk günü gösterime giren üç boyutlu belgesel “Arabia” için özetle Suu... Devamı

08 08 2010

Bol ödüllü bir ‘genç cadı’

    ALPER TURGUT   Sinemaseverler, genç ve yetenekli aktris Damla Sönmez’i, ilk kez işsizlik temalı ve hayli sivri dilli “Bornova Bornova”da tanıdı. Filmle ilgili yazımda, Sönmez’e ayrı bir paragraf açmış ve “O, mevcut konumundan çıkmak için şeytani fikirler geliştiren liseli “lolita” rolüyle harikalar yaratıyor” demiştim. Elbette, ödül hak edeni bulacaktı, o, 46. Uluslararası Antalya “Altın Portakal” Film Festivali’nde yardımcı kadın oyuncu ödülünü kaptı. Sonra Sadri Alışık Film ve Tiyatro Ödülleri’nde umut vaat eden oyuncu ödülünü, geçtiğimiz günlerde de Uçan Süpürge’de “genç cadı” ödülünü kucakladı. Sönmez, Sorbonne Üniversitesi’nde akademik tiyatro eğitimi aldıktan sonra şimdilerde Yeditepe Üniversitesi’nde tiyatro okuyor. O, araya da biri Kösem Sultan’ın gençliğini üstlendiği, diğeri de türbanlı genç bir kadını oynadığı iki film sıkıştırmasını bildi.   —Altın Portakal ödülünün ardından hayatınızda ne değişti?   Bilinçlendim, artık çok farklı bir yerden bakıyorum. Bornova Bornova, kişisel gelişimim için bana çok fayda sağlayan bir işti. Öncelikle eleştirel bakışım gelişti. Bunun dışında hala öğrenci olduğum için finallerime gidip geliyorum, ders ve sahne çalışıyorum. Her şey aynı akışında devam ediyor aslında.   —Ya genç cadı ödülü?   Böyle bir ödül almakta çok mutluluk verici... Çünkü sadece oyunculuk üzerine değil, filmdeki rolümün duruşu da göz önüne alınarak değerlendirilmiş bir öd&uum... Devamı

08 08 2010

Salt aksiyon yetmiyor

    ALPER TURGUT   “Ajan Salt” (Salt), bildik ve sıradan bir öyküyle gişeden medet uman, katıksız bir yaz ayı aksiyonu. Kaçak durumuna düşürülen güzel ve yetenekli bir kadın ajan, kendini aklamaya çalışır. O, masum olduğunu kanıtlamak için debelendikçe kuşku büyür, aksiyon yükselir. Sonuç ise sinemasal açıdan fiyaskodur.   Gerilim-macera-aksiyon hattında, sıkça denemiş ancak asla kalburüstü bir film çekememiş yönetmen Phillip Noyce, sonunu bağlayamadığı senaryolarıyla tanınan Kurt Wimmer’i de yanına almış ve yine hedefi gişe olan klişe deposu bir yapımla karşımıza çıkmış. Salt’ın başrolünde; manevra kabiliyeti yüksek filmlerin dişi Tom Cruise’u diyebileceğimiz Angelina Jolie var. Hareket, bol çocuklu Hollywood yıldızı Angelina’ya gerçekten yakışıyor ancak bu vasat filmi, emin olun tek başına o bile kurtaramaz. Salt’ın diğer kilit rollerini ise Liev Schreiber, Chiwetel Ejiofor ve Andre Braugher üstleniyorlar.   Filme dair aklımızda ne kaldı, yanıt bizce malum; kocaman bir hiç. Bu ve buna benzer o kadar çok film izledik ki, artık gına geldi. Salt, bildiğiniz bir kedi fare oyunu ama inanın incelikten yoksun, zincirleme mantık hataları ise tadını tuzunu iyice kaçırıyor. Yıl 2010, Ruslar kapitalizmle çoktan sarmaş dolaş olmuşlar, Amerikalıların korkusu ise hala sürüyor. İlla bir Rus casus, ABD’ye sızacak ve başkanı öldürmeye çalışacak. Birileri, KGB ajanlarının uzun zaman önce mafyalaştığını ve zengin birer işadamına dönüştüklerini şunlara açıklasın, yoksa biz daha çok deneme tahtası işlevi görürüz. Aksiyon sahnelerinin bir kısmı güzel, geri kalanı genel geçer. Zaman kaybı diyoruz, önermiyor... Devamı

30 07 2010

Anneler, kızları ve hüzünlü bir döngü

    ALPER TURGUT   “Anneler ve Kızları” (Mother and Child), annelik duygusuyla yaşamları kesişen, ağır olmayacaksa vicdanları gelişen, hayatın sırrını bulmuş gibi güzelleşen kadınları anlatıyor. Anne olmak, bir kadının yaşamındaki en keskin virajmış, tırtıl artık kelebeğe dönüşmüş ve kozadan çıkma vakti gelmiştir.     Edebiyatın ulu çınarı Gabriel Garcia Marquez’in oğlu Rodrigo Garcia, “9 Hayat” (Nine Lives) filmi ve “Six Feet Under” dizisiyle başladığı yönetmenliğe emin adımlarla devam ediyor. Anneler ve Kızları’nın senaryosunu da yazan Garcia’nın, “Yüz Yıllık Yalnızlık” ile büyülü gerçekçiliğin zirvesine oturan babası kadar etkin ve yetkin bir kalem olmasını kimse beklemiyor ancak yönetmenlik kariyerinin yükselen bir ivme izlediği de gerçek. Meksikalı üç büyük sinema dehası Guillermo del Toro, Alfonso Cuarón ve Alejandro González Iñárritu, Anneler ve Kızları’nın yürütücü yapımcıları olarak Kolombiyalı meslektaşları Garcia ile dayanışma içerisine girmişler, elbette, sinema kolektif bir bilincin ürünüdür. Filmin kilit rollerinde ise Naomi Watts, Annette Bening, Samuel L. Jackson, Kerry Washington, Jimmy Smits ve David Morse var. Özellikle güzel aktris Watts müthiş oynuyor, deneyimli Bening ve Jackson da döktürüyorlar.   Anneler ve Kızları, 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin kapanış filmiydi. Süresi biraz uzun tutulmuş olsa da, bazen sevinç çokça hüzün ile sarıp sarmalamasını bilen bu yapıt, izlenmeye değer. 38 yıllık bir zaman diliminden özetle; çocuk yaşta anne olmak, evladını yitirmek, evlatlık almak, biyolojik anne-üvey anne, annesizlik ve se... Devamı

24 07 2010

Çizgi filmi aşamayan bir Avatar

    ALPER TURGUT   “Avatar” adlı ünlü ve hayli güzel çizgi film serisinden uyarlanan, yüksek bütçeli ve M. Night Shyamalan imzalı “Son Hava Bükücü” (The Last Airbender), 2000’li yılların en büyük çıkışını yakalayan yönetmen Christopher Nolan’ın çektiği “Başlangıç” (Inception) ile birlikte yaz aylarının en çok beklenen iki filminden biriydi. Önümüzdeki hafta ülkemizde gösterime gireceği kesinleşen Başlangıç, ABD’de şimdiden yılın filmi ilan edildi, bugün vizyon diyen Son Hava Bükücü ise senenin en büyük fiyaskosu oldu. Üstelik Son Hava Bükücü, bir üçlemenin ilk ayağı, demek ki daha çekecek çilemiz var. Bir film ancak bu kadar kötü uyarlanabilir, yönetmenlik, oyunculuklar, kurgu, duygu, istisnasız her şey deyim yerindeyse yerlerde sürünüyor. Öfkeden beyazperdeyi bükmek istemiyorsanız, önerim, sinemanın yanından bile geçmeyin olacaktır.   “6. His”, “Ölümsüz”, “İşaretler” ve “Köy” ile sinemaseverlerin gönlünde taht kuran Hint asıllı yönetmen Shyamalan, “Sudaki Kız” ve “Mistik Olay” ile keseden yemeye başlamıştı. Son Hava Bükücü ise artık resmen düşüşe geçtiğinin ilanı gibi... Kişisel sinema serüveninden izler taşımayan bir film çekmek, sanırım bir yönetmenin, hem seyircisine hem de kendisine ihanet etmesidir, aslında böylesi bir garabete, sipariş film bile denmez ya, neyse... Filmin başrollerinde Noah Ringer, Nicola Peltz, Jackson Rathbone, Shaun Toub, Aasif Mandvi, Cliff Curtis ve “Milyoner” ile tüm dünyanın tanıdığı bir isme dö... Devamı