Ver Allah'ım ver

ALPER TURGUT
Ezber bozan güzel bir dilber, toplamı bir adam etmeyen kocalar ve şen şakrak bir masal... İşte, en son model “7 Kocalı Hürmüz” için aklıma ilk gelenler... Sonrası mı? Biraz kahkaha, biraz erotizm ve çokça şamata... “El-Hubb” dedikleri kayıtsız şartsız aşk arayışı, erkeklerin uçkur sevdası ve kadın argosu... Sonuçta; bildik bir öykü bu, başı belli, sonu belli... Mutlaka izleyin, asla kaçırmayın diyemem. Ama yine de sizlere tüyo verebilirim. Gerek müzik ve gerek de danslarıyla gösterinin çapını hayli büyüten ve yeterli dozda eğlence de vaat eden, kıpır kıpır bir film bu... Filmin yönetmeni Ezel Akay ise, kadın sorunlarıyla ilgilenen hiçbir filmin politikadan bağımsız olamayacağını söylüyor. Evet, Hürmüz’ün, erkek egemenliğindeki bir dünyada önyargılarımıza kafa tuttuğu aşikâr...
4. Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali’nde galası yapılan filmin hemen ardından, beğenip beğenmediğime dair kendime yönelttiğim klasik soruyu bir müddet ertelemeye karar verdim. Çünkü 2,5 milyon TL bütçeli 7 Kocalı Hürmüz’ün sosunun, aradan zaman geçtikçe ve detaylar anımsandıkça, kıvamını bulacağını fark ettim.—Dileyene şimdi buradan türlü olumsuzluklar sayabilirim. Abartılı oyunculuklardan bahseder, zorlama espriler de mevcut der, işin içinden kolaylıkla çıkabilirim. Senaryo zayıf, diyaloglar hafif... Bakın, bunun sonu gelmeyecek. Karnenin zayıflar hanesini doldurmak o denli basit ki.- Ancak -her şeye rağmen- ekip ruhunu derinden hissettiren yapımlara karşı soğuk durmak yerine, yoğun emeğin hakkını teslim etmek gerekir. Bu peşin hüküm giydirmeme hali, neme lazım bana daha bir doğruymuş gibi geliyor. Hele de bir filmin içinde zekâ pırıltıları varsa...
HÜRMÜZ’DEN MOR ÇATI’YA DESTEK
Sizce; 1800’lü yıllarda geçen masalsı bir öykü aracılığıyla, günceli yakalamak mümkün müdür? Yok, hemen ‘hayır’ demeyin. Kadın erkek ilişkileri ise mevzubahis bu hiçte zor değildir. Kadim çağlardan asri zamanlara, kim ne derse desin, bu hikâye değişmiyor. Ve 7 Kocalı Hürmüz’ün göndermeleri, şüphe götürmeyecek bir biçimde, hem dünü hem de bugünü kapsıyor. Bu yüzden her dem kanlı, canlı ve heyecanlı... Kendimize yakın hissediyoruz ve müstehzi bir gülümseme dudaklarımızın kenarına ilişiveriyor. Ve en güzel haber; filmin kostümleri, bir internet sitesinde satışa sunulacak ve elde edilen gelir, Mor Çatı Kadın Sığınma Evi’ne gönderilecek.
Tamı tamına 43 yıldır eskimeyen (Sadık Şendil, gerçek bir öyküden damıtmıştır) ve sürekli kendini gündemde tutan bu kadın... Nurgül Yeşilçay, Hürmüz’e hiç kuşkusuz daha cilveli ve seksi bir hava katmış. Meşhur Hürmüz’ümüze sinemada can veren Suna Pekuysal ve Türkan Şoray ile onu sahneye taşıyan Ayten Gökçer’den sonra Yeşilçay’ın da sınıfını geçenlerden olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Avrupa Yakası ile komediye yatkınlığı onaylanan Gülse Birsel ise resmen döktürmüş. Haluk Bilginer, Erkan Can, Memet
BİR EZOP, ŞEKERLEMESİ
Galanın ardından yönetmen Ezel Akay (O, kendine ‘anlatıcı Ezop’ diyor) ile buluşuyoruz. Ona, bugüne dek çektiği filmlerin hangisinin içine daha çok sindiğini soruyorum, yanıtı hazır; “Neredesin Firuze” ve 7 Kocalı Hürmüz, benim şekerlemelerim, “Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?” ise ana yemeğimdir.
Filmdeki tüm erkeklerin kötü gösterilme sebebini (bu benim varsayımım) ise şöyle cevaplıyor; “Onlar kötü değiller, sadece sevimli ve kusurlular. Hürmüz’ün yedi kocası var ama yedisini toplasanız bir adam etmiyorlar. Hürmüz, yalnızca seçmek istiyor. Zaten binlerce yıldır, erkekler kadınları seçiyor. Ya tersi olsaydı. İşte bizim üstünde durduğumuz nokta, tam olarak budur.”
Peki, diyorum; Hürmüz’ün sinemaya üçüncü kez uyarlanması bir handikap değil midir? Ezel Akay, Sherlock Holmes’un 272 kez filme dönüştürüldüğünü belirtiyor; “Hem riskli hem de çok zevkli... Hangi yönetmen, şu filmi ah bir de ben çekseydim dememiştir ki...”
Ezel Akay, kendi filmlerinde politikanın her zaman var olacağını, politik film ile siyasi yapımların ise asla karıştırılmaması gerektiğini ısrarla vurguluyor. 7 Kocalı Hürmüz’ün önemine de değinen Akay, öykünün, o güne dek cesaret edilememiş ve saçma bulunma ihtimali de hayli yüksek olan bir konuyu işleyerek, öncülük görevini üstlendiğini söylüyor.
Ezel Akay, doğaçlamaya izin veren bir yönetmen ve oyuncularının performansından da gayet memnun... İçlerinden bir kaçının rollerinin hakkını ziyadesiyle verdiği konusunda ise hemfikiriz.
Gerçekçiliği ideolojik bir hastalık olarak görüyor, belki de bu yüzden Ezel Akay, yani nam-ı diğer Ezop, sırtladığı görevin adına masal anlatıcılığı diyor. O, filmlerini izleyelim ve hep birlikte eğlenelim ve gülelim istiyor.
Son söz; müzikallerin hazmı zordur, seyirciyi ya doyurur, ya da aç bırakır. Türü sevenler gerekli mesajı almıştır sanırım.
CUMHURİYET HAFTA SONU / 21 KASIM 2009




