12 11 2007

Beyazperdenin müzik dehası

  Ennio Morricone, Stalingrad üzerine bir destan yaratma telaşı içinde   ALPER TURGUT   Ennio Morricone , film müziği denilince akla gelen ilk isim. Yaklaşık 50 yıldır sinema dünyasını notalarıyla esir alan, besteleriyle kasıp kavuran bir dahi. Tamı tamına 577 film, belgesel, çizgi film, dizi ve sinemadan devşirme bilgisayar ve play station oyununa ses verebilmek. Bin 500 eser yaratabilmek. Dile kolay, akıllara zarar... Bu bir büyü.     Beyaz perdenin büyük sanatçısı, ölümün, yaşamın, neşenin, kederin, aşkın, ayrılıkların ezgisini işledi filmlere... Tınısıyla fark attı rakiplerine, karakterlere göre müzik yarattı. O'nun eserleri, aktörlere ve aktrislere nadide bir elbise gibi yakıştı. Filmler bu sesle nefes aldı, ruhunu buldu. İtalya'nın başkenti Roma'da 10 Kasım 1928 günü doğan Morricone, Cannes, Venedik başta olmak üzere birçok film festivalinde ödüllere boğuldu, Altın Küre'yi kucakladı. Ancak Hollywood'a pek yaranamadı. Çok kez Oscar'a aday gösterilmesine karşın bu heykelciğe ne hikmetse sahip olamadı. (Ta ki 2007'ye dek)   STADYUMLARDA BİLE VAR     Klasikten elektronik müziğe, caz'dan rock'a... Müziği çeşitlilik gösterir ve hiçbir eseri bir diğerine benzemez. Metallica, konsere giriş müziği olarak yıllardır Ennio'nun müthiş bestesi The Ecstasy Of Gold'u kullanır. Stadyumları dolduran taraftarlar, Son Mohikan'ın müziğine atkılarıyla eşlik ederler. Kariyerinin mihenk taşı ise kovboy filmleridir. Spagetti western akımının büyük yaratıcısı Sergio Leone 'nin filmleri kadar Ennio Morricone'nin müzikleri de hatırlanır. Tek 1989 yılında yitirdiği yakın arkadaşı Leone mi? Stanley Kubrick, Pier Paolo Pasolini, Roman Polanski, Bernardo Bertolucci, David Liynch, Franco Zeffirelli, Brian De Palma, Terrence Malick, Mike Nichols, Wolfgang Petersen, Dario Argento, John Carpenter, Pedro Almodovar, François Ozon... Bütün büyük yönetmenler Ennio Morricone ile ça... Devamı

12 11 2007

BU FİLM ÇANAKKALE'DE ÇEKİLEBİLİRDİ!

    Çokuluslu yapımcılar, maliyetleri düşürmek için sineması azgelişmiş ülkelerin kapısını çalıyor: "Bize teşvik verin, filmimizi ülkenizde çekelim." Şimdi sıra Türkiye'de. "Truva'yı kaçırdınız, ama" diyorlar, "James Bond emrinizde". Elbette vaatleri de var...   Alper Turgut     Bir film kendisinden çok daha fazla bir şey, ne zamandır... Filmlerle algıları değiştirmek, günlük hayatı kullanmaya yeni bir şekil, tüketim alışkanlıklarına yeni bir yön vermek mümkün. Filmlerle bir sistemde gedik de açılabilir, yeni bir sistem de yaratılabilir... Bugün hiç kimse kalkıp da Hollywood'u masum bir film pazarı olarak tanımlayamıyor. Çünkü, gücü her şeyden üstün. Rice'ın Savunma Bakanı olduğu dönemde, Hollywood nedeniyle kendisine yakınan Türkiyeli yetkililere verdiği yanıt da boşuna değil: "Evet, ama onlara bizim dahi sözümüz geçmez!.."     Şimdi bu pazar, dünyanın küreselleşme ruhuna uygun yeni hamlelerin peşinde. Dünyanın tümünü bir platoya çevirecek bu hamlenin adı teşvik. Yapımcı çokuluslu şirketler, dev bütçeli prodüksiyonları topraklarında çekme vaadinde bulundukları ülkelerden teşvik talep ediyorlar. Bu pek de küçümsenmeyecek bir miktar: Eğer bir ülke, yüz milyon dolar bütçeli filmin platosu olmak istiyorsa, o ülkenin hükümeti 25 milyon dolar teşvik vermek durumunda. Hollywood'un muhasebecileri, bu paranın ülkeye nasıl geri döneceğini de hesaplamışlar! 25 milyon doları daha filmin çekimi süresinde 28 katına yani 700 milyon dolara yükseltmek mümkün! Ama nasıl? Örneğin kostümler filmin çekildiği ülkede üretilebilir, çekim ekibi piyasayı hareketlendirebilir, filmin promosyonları üretilebilir, vs... Eh, böyle olunca da deyim yerindeyse teşvik oranını yükselten ülke James Bond'un bile milliyetini değiştirebilir!     Şakası bir yana, pek çok ülke, ekonomik kazanımların ötesinde tanıtım, propaganda adına, uluslararası büyük bütçeli yapımların kendi topraklarında çekilmesi için teşvik v... Devamı

11 11 2007

'STAR WARS' ÇILGINLIĞI

  Star Wars, bir filmden öte, fan kulüpleriyle, aksesuvarları ve oyuncaklarıyla büyük bir pazar. Film şirketi bugüne kadar 9 milyar dolardan fazla kazandı. Altıncısı gösterimde olan filmin fanatikleri "Bir kez seyretmek olmaz" diyor...     Alper Turgut   Star Wars (Yıldız Savaşları), sinema sektörünün yaşamlar üstünde etkisinin en çok hissedildiği bilimkurgu dizini ve milyonlarca fanatiği için filmden de öte bir mit, efsane... Yıldız Savaşları'nı, karşılıksız bir aşkla tapınırcasına seven ve fan kulüpleri kuran hayranları ise çok üzgün, çünkü serinin 6. halkası olan "Sith'in İntikamı" ile 28 yıllık büyü sona eriyor.     Filmlerin konuları aslında gayet basitti. Belki binlerce kez işlenmiş, çokça Ying ve Yang kadar iç içe olan iyiler ve kötüler arasında yaşanan savaş anlatılıyordu. Peki her şey nasıl da böylesine çılgınlık derecesine vardı derseniz, "Bıkkınlığa yol açan kara, deniz ve hava savaşlarının nihayete ermesi, yeni çatışmaların, bilinmeyen bir mecraya, yani uzaya taşınması" yanıtı gelebilir. Binlerce efektle beslenmiş müthiş görsellik, dünyasal olmayan varlıklar ve gözlerin görmeye alışık olmadığı farklı silahlar ise cabasıydı. Kötülük simsarı Sith Lordlarının yükselişe geçip imparatorluk kurması, "Cumhuriyet"in yıkılışı gibi konular ekseninde dönüyordu her şey. Kısaca, öyküye yaşam katan cumhuriyetin koruyucu Jedi Şövalyelerinin gücünü taşıyan Skywalker ailesinin maceralarıydı. Karısını kurtarabilmek için karanlığın yanına geçen baba Anakin ile aydınlığın timsali oğul Luke artık karşı karşıyaydılar.     "Star Wars", 1977'de girdi hayatımıza. Daha önce büyüklerinden dinlemişlerdi, dünyanın çevresinde ilk turu atan kozmonot Yuri Gagarin ve Ay'a ayak basan astronotların hikâyelerini... Jules Verne'in, H. G. Wells'in kitapları ile bilimkurguya iyice gönül vermiş çocuklar için artık "genişletilmiş evren"in pencereleri de açılıyordu. Karakterler arasında en acımasızı olan fa... Devamı

11 11 2007

Yaşama Tutunmak...

  Yaşama tutunmanın ve azmin öyküsü   ALPER TURGUT   Yeniden Başlamak (An Unfinished Life), Robert Redford ve Morgan Freeman adlı yaşları 70'e dayanan iki ustanın sırtladığı geçmişle yüzleşmenin, tekrar tanışmanın, kendisini ve başkalarını bağışlamanın filmi. Yeniden Başlamak, yeteneği tartışılır ünlü şarkıcı- oyuncu-dansçı Jennifer Lopez'in dahi sırıtmadığı hayata tutunmanın ve azmin hikayesi aynı zamanda...     Sinemalarımızda dün vizyona giren 107 dakikalık Almanya-ABD ortak yapımı film, Tanrının Eseri Şeytanın Parçası (The Cider House Rules), Çikolata (Chocolat), Kazanova (Casanova) gibi yapımların rejisörü İsveçli Lasse Hallström'ün, Hollywood orijinli yeni eseri. Senaryoda Mark Spragg ve Virginia Korus Spragg'ın imzası var. Bundan tam 26 yıl önce Brubaker adlı cezaevi filminde birlikte oynayan Robert Redford ve Morgan Freeman, Yeniden Başlamak için tekrar buluştular. Akbabanın Üç Günü, Atlara Fısıldayan Adam, Başkanın Tüm Adamları... Robert Redford'un ezbere bildiğimiz filmlerinden birkaçı. 1981 yılında yönettiği Sıradan İnsanlar (Ordinary People) ile Oscar ve Altın Küre'yi kucaklayan Redford nam-ı diğer Sundance Kid, bağımsız sinemanın kalbi 25 yıllık Sundance Film Festivali'nin de kurucusu.     Morgan Freeman'ın ise tanıtılmaya dahi ihtiyacı yok aslında. Günü gelir zenci Amerikan başkanı olarak çıkar karşımıza, bazen tanrıyı bile oynar. Esaretin Bedeli'nden Affedilmeyen'e, Milyon Dolarlık Bebek'ten Amistad'a her filmde karşımıza çıkar kabiliyet ve karizma abidesi bu Oscarlı oyuncu... Porto Rico asıllı güzel Jenifer Lopez ise daha çok görmemişlik hikayeleri, skandalları, sevgilileri, evlilikleri ve kalçalarıyla gelir gündemimize. Seksi kadınlar listesinde ilk sıraları sürekli zorlayan ve pek çok kez birinciliği kimseye kaptırmayan Lopez, 11 yıldır sinemanın içinde...     Film, eski alışkanlıklarından kurtulmama çabası içindeki modern bir wes... Devamı

11 11 2007

Eksik yaşanmışlıkların kurgusu

  ALPER TURGUT   Gitme (Stay), eksik yaşanmışlıkların, vakitsiz ayrılıkların filmi... New York'un loş ve karanlık yüzünün renk kattığı, müthiş senaryosu, adeta mıhlayan müzikleri, sembolleri, ani kamera geçişleri, keyifli tekrarlarıyla bir nevi kurgunun şiiri... Son sahnesine dek sır perdesinin kolay kolay aralanmadığı düşsel bir yansıma... Bilinçaltıyla, zaman kaymasıyla, gerilimle harmanlanan, yetenekli oyuncuların performansıyla ruhunu bulan, bağır çağır bir af dileme öyküsü. Sonuçta Gitme, birkaç kere izlenildiği takdirde iyice sindirilebilen, detayları anlam yüklü, gerçeğin ve gerçeküstünün iç içe geçtiği iyi bir yapım, görsel bir şölen.     2005 ABD yapımı ve 99 dakikalık bir film olan Gitme, 14 Temmuz günü izleyicinin karşısına çıkacak. Filmin yönetmeni, Oscar kazanan ilk Afro- Amerikan kadın olan Halle Berry'in mucizeler yarattığı Kesişen Yollar (Monster's Ball) ile en iyi müzik dalında Oscar heykelciğini kapan Düşler Ülkesi'ni (Finding Neverland) kotaran Almanya doğumlu Marc Forster (37). Senaryo ise 25. saat (25th Hour) ve Truva'nın da (Troy) yazarı David Benioff 'a ait.     Gitme'nin başrollerini yıldız oldukları kadar iyi birer oyuncu da olan birçok filmin yüzakı nam-diğer Jedi şövalyesi Ewan McGregor ve Mulholland Çıkmazı'nın, 21 Gram'ın unutulmazı King Kong'un biricik aşkı güzeller güzeli Naomi Watts üstlenmişler. Diğer başrol oyuncusu ise İnançlı (The Believer) ile çıkışa Not Defteri (The Notebook) ile de uçuşa geçen 26 yaşındaki Kanadalı aktör Ryan Gosling... Kurt aktör Bob Hoskins ise filmin bir diğer artısı.     Film, New York'lu psikiyatrist Sam Foster 'in (Ewan McGregor) 21. yaşını doldurduğu gün intihar etmeyi düşünen hastası genç ressam Henry Lethem (Ryan Gosling) ile tanışmasıyla başlar. İşin ilginç yanı düdük pantolonlu, giyim özürlü Sam, eski hastası yeni sevgilisi olan ressam Lila Culpepper 'i de (Naomi Watts) ölümün kıyısında... Devamı