17 11 2007

Moda ve medyanın şeytani dansı

  ALPER TURGUT   Şeytan Marka (Prada) Giyer (The Devil Wears Prada), milyarlarca dolarlık moda dünyasına hükmeden medya devi bir kadının hikâyesi... Gücü, komploları ve şıklığı ayrıntılarıyla resmetmeyi unutmayan... Ünlü top modeller ile güzel kadınların geçit yaptığı filmde, birbirinden pahalı ve göz alıcı koleksiyonlara da yer veriliyor. Yapım için tipik bir kadın filmi deyip geçmek haksızlık olur, çünkü günümüzde moda ve medya ucundan kıyısından hemen her şeyi ve herkesi etkiliyor.     Şeytan Marka Giyer, Lauren Weisberger'in dünyanın en ünlü moda dergisi Vogue'de staj yaptığı dönemi anlattığı Best Seller kitabının adı... Tam 27 dile çevrilen bu çok satan kitap, Vogue'nin en tepesindeki kadın Anna Wintour'u anlatıyor. Moda dünyasının önünde diz çöktüğü Wintour, sayfalarında kürke yer verdiği için hayvan hakları örgütü Peta'nın azılı bir düşmanı aynı zamanda. Weisberger'in kitabında Vogue dergisi Runway'a (Amerikalıların 'Kedi Yürüyüşü'ne (Catwalk) taktığı isim), Anna Wintour ise Miranda Priestly'ye dönüşmüş. Ekran karşısında kendisine birçok hayran edinen Sex and City ve Entourage dizilerinin yönetmeni David Frankel, bu öyküyü 20 milyon dolar gibi küçük bir bütçeyle (Hollywood ölçeğinde) çekti ve şu ana dek film gösterime girdiği ABD'de iyi bir hasılat yaptı.     Kibirli, bilmiş, dediğim dedik ve haliyle şirret medya imparatoriçesi Miranda Priestly'i kusursuz canlandıran Meryl Streep'in sinemanın en iyi kadın oyuncusu olduğu konusunda bugün hemen hemen her kes hemfikir... Artık 57 yaşında olan yetenek abidesi aktris, sinema kariyerine 29 yıl önce başladı ve tamı tamına 13 kez Oscar adaylığıyla (iki kez kazandı da) onurlandırıldı. Miranda'nın asistanı Andy Sachs rolünde ise güzel ama maharet yoksunu yeni yetme yıldız Anne Hathaway var. (Hathaway'in deneyimli oyuncu Stanley Tucci'nin çekimler sırasında kendisini taciz ettiğini açıklaması filmin ruhuna uyg... Devamı

17 11 2007

Romeo ve Juliet'ten de önce...

  ALPER TURGUT   İçine onur, gurur, kahramanlık ve savaş katılmadan, ille de aşk yaşanmadan destan olmaz, olamaz... İşte bu formülü layıkıyla uygulayan ''Tristan ve Isolde'' ile ''Beowulf ve Grendel'' adlı destan uyarlaması iki film yakında gösterime girecek. Epik sinemaya özlem duyanlar, ''kara sevda'' öykülerini, canavarları, büyücüleri, kralları, şövalyeleri beyazperdeye taşıyan her iki yapıma (şiire ve operalara konu olan hikayelerdir bunlar) şapka çıkaracaklar...     Mançuryalı Aday (The Manchurian Candidate) filminin senaristi Dean Georgaris tarafından uyarlanan Tristan ve İsolde'nin yönetmeni ise Kevin Reynolds... Monte Kristo Kontu (The Count of Monte Cristo), Robin Hood: Hırsızlar Prensi (Robin Hood: Prince of Thieves), Su Dünyası (Waterworld), 187 (One Eight Seven) gibi birçok yapıma imza atan Reynolds, bu kez neredeyse her filminde görevlendirdiği ünlü oyuncu Kevin Costner'den vazgeçmiş... Genç yaşında hız tutkusu sonucu yaşamını yitiren efsanevi aktör James Dean'i canlandırdığı TV filmindeki rolüyle Altın Küre'yi kazanan James Franco, Tristan'a, İngiliz aktris Sophie Myles ise Isolde'ye hayat veriyor.     Filmin afişinde yeralan ''Romeo ve Juliet'ten önce Tristan ve Isolde vardı'' sözü aslında her şeyi anlatıyor... Karşımızda tarihi bir savaş öyküsüne ustalıkla yedirilmiş bir ''kara sevda'' örneği var. ''Hayatın ölümden daha büyük olduğunu bilmiyordum... Ancak aşk ikisinden de büyük'' repliği de bunun altını çiziyor zaten... İngiltere (Cornwall) Kralı'nın hem akrabası hem de sadık şövalyesi olan Tristan ile düşman İrlanda Kralı'nın kızı Isolde arasında yaşananlar 12. yüzyılda kaleme alındı. Wagner'in operasıyla iyice canlanan bu meşhur çiftin aşkı, yüzyıllardan bu yana çekişip duran Anglosakson ve Kelt halklarının trajedisidir bir anlamda...     İngilizlerin... Devamı

17 11 2007

Zor İştir Acıyı Kurgulamak

  ALPER TURGUT   Siyaset hayatın her alanında ve istisnasız devinen her yanımızda... Politika umuttur bazen sımsıkı sarmalayan ve bazen de yıkımdır ne yazık ki... Ve gün olur, siyasetin beyazperdeye yansımasıyla (propaganda filmleri değil asla) etkisi iç acıtan yapımlar kıt da olsa karşımıza çıkar. Aslında zordur siyasi sinema. Acıyı kurgulamak, kotarmak, yaranmak bela iştir... Sadede gelirsek, emperyalizmin, kapitalizmin, savaşın, işgalin, CIA'nın, işkencenin, tecavüzün ve her türlü melanetin başrolü kaptığı üç film girecek yakında gösterime. Üçü de hatırı sayılır, kalburüstü yapımlar. Biri sosyal yaralara parmak basan üstüne üstlük şok bir sona sahip "Five Fingers (Beş Parmak)", diğeri neredeyse tüm Goya ödüllerini toplayan savaşın acılarını sarma güzellemesi "La Vida Secreta de las Palabras (Sözcüklerin Gizli Yaşamı)" ve en sonuncusu da sosyalist yönetmen Ken Loach'ın (Cannes'de bu yıl Altın Palmiye'ye uzandı) İrlanda'nın kurtuluş mücadelesini aktardığı "Özgürlük Rüzgarı (The Wind that Shakes the Barley)".   Kapitalizm Öldürür!     Five Fingers neredeyse tek bir mekanda geçmesine karşın temposu hiç düşmeyen ve asla sıkmayan bir yapım. Bu yılın ürünü olan filmde başrolleri Matrix'in öğreten adamı Laurence Fishburne (nam-ı diğer Morpheus) ile Hollywood'un yakışıklı jönlerinden Ryan Phillippe üstlenmiş. Fransız sinemasından çıkma kült film La Haine'de (Nefret) Said'i, Crime Spree'de (Suç Alemi) Sami'yi canlandıran Said Taghmaoui ise film boyunca pek konuşmasa da önemli bir rolün hakkını vermiş. Adı sanı pek duyulmamış yönetmen Laurence Malkin'in, senaryosunu Chad Thumann ile birlikte yazdığı Five Fingers'de Gina Torres (Aicha), Touriya Haoud (Saadia) ve Colm Meaney (Gavin) yardımcı rollerdeler.     Zekanın, siyaset üzerine diyalogların ve sağlam göndermelerin ışıl ışıl parlattığı Five Fingers, komplo teorilerine ve dolayısıyla CIA'ye atıfta bulunan bir yapı... Devamı

17 11 2007

Günah ve masumiyeti buluşturan film

  ALPER TURGUT   Suç dünyasında kanlı bir gezinti ve karşınızda son yıllarda çevrilmiş en iyi mafya filmlerden birisi: Running Scared (Kaçış)... Günahın ve masumiyetin sıkça karşılıklı sahne aldığı, sağlam bir örgü ve bunun yanında merak uyandıran ilginç bir öyküye dayalı, bağır çağır aksiyon... Bir filimden istediğiniz her şey Running Scared'de var. Drama, gerilim, polisiye... Running Scared adı üstünde korkup kaçmak... Hâl böyleyken tempo hiç dinmiyor...     Delifişek rejisör Quentin Tarantino'nun methiyeler dizdiği Running Scared'in yönetmeni ve senaristi ise Wayne Kramer... Beyin Avcıları (Mindhunters) ve Vegas'ta Son Şans (The Cooler) filmlerini de hem yazıp hem yöneten Kramer, 2006 mahsulü bu son eseriyle adeta kariyerinde sıçrama yaratmış. Kramer, filmini kendine özgü (hallice estetik) çekim teknikleriyle süsleyip, teknolojik efektlerle desteklemiş... Çorbaya ancak güzel bir çorbaya benzeyen senaryosu, kuvvetli kurgusuyla Running Scared, (Sezar'ın hakkı Sezar'a) kaliteli ve kotarılmış bir yapım. Sonuçta bildik birçok filmi andıran ama hiç birine benzemeyen Running Scared, sizi iki saat süren soluk soluğa bir maceranın ortasına çekiyor.     ABD'nin orta yerinde cirit atan İtalyan ve Rus mafyası, kirli polisler, örgüyü çözme uzmanı federaller (FBI), sızma işinin ustası ''köstebekler'', her dem suçlu zenciler, hispanikler, çocuk katili ruh hastası sapık çift, belalı kadın satıcısı ve ondan kurtulmaya çalışan tecrübeli hayat kadını, vesaire, vesaire, vesaire... Uyuşturucu, silah, bomba, kan, ölüm, gözyaşı hep iç içe... Tamı tamına 267 'f.ck' kelimesinin geçtiği hayli küfürbaz filmin odağında ise bir çocuk ve onunla birlikte kaybolan (hikâyenin şifresi) gümüşi bir altı patlar var.     Uyuşturucu taciri bir çetenin faal gediklisi Joey Gazelle'yi Hollywood'un yeni esas oğlanı Paul Walker canlandırıyor. Aktris Vera Farmiga (güzel olduğu kad... Devamı

17 11 2007

Devam filmler furyası...

  ALPER TURGUT   Bıkkınlık yaratıp, gına getirse de beklentileri karşılamaktan çok uzak düşse de dünyada devam film denilen bir gerçek var... Bir film beğenilmeye görsün hemen peşisıra diğerleri çekilir. İki, üç, dört hatta altıncısı vizyona girer (istisna olsada James Bond'un 21.'si gösterime girecek, 22. ve 23.'sü ise yolda), birileri esner diğerleri ''ehh işte'' der. Ama sinema sektörü ya senaryo kıtlığından ya da üretme kısırlığından olsa gerek bu seri filmlerden asla vazgeçmez. Başarıya ulaşan ve hayranlarının yeni çevrimlerini her türlü melanete razı büyük umutla beklediği devam filmleri de (parmakla sayılsa da) yok değildir hani... İşin özeti bazı durumlarda alan da satan da memnundur, gerisi izleyicinin insafına kalmıştır.     Sinemaseverlerin yeni sezonda en çok görmek istedikleri yapım olan Rocky 6'nın çekimleri sona erdi. Ringlerde fırtına gibi esen Rocky Balboa'nın hayranlarının sayısı azımsanamayacak kadar çok... Sylvester Stallone nam-ı diğer ''İtalyan Aygırı'', ilk film çevrildiğinde 30 yaşındaydı şimdi 60'ına merdiven dayadı. Ama hâlâ yüzünde acının izleri, kaslı bir bedeni ve sıkı yumrukları var. Uzun süredir sesi soluğu çıkmayan Stallone artık boş durmayı sevmiyor. Sırada tek kişilik orduya eşit Rambo (İlk Kan) serisinin dördüncüsü var. Dahi yönetmen Steven Spielberg'in nakış nakış tarih, doğa ve zekâyla işlediği İndiana Jones'un dördüncü ve şimdilik son bölümü de çekim aşamasında... Kırbacıyla yıllara meydan okuyan ''Kutsal Hazine Avcısı'' ünlü aktör Harrison Ford bugün artık 64 yaşında, filmde babası rolünü üstlenen İskoçya'nın dünyaya hediyesi kurt oyuncu Sean Connery ise tamı tamına 76 yaşında...     Kimine keşke Mavi Ay dizisinde kalsaydı dedirten Bruce Willis 'in macera dolu Zor Ölüm (Die Hard) serisinin dördüncüsünün yapımına son sürat devam ediliyor. 007 numaralı İngiliz ajan James Bond, yeniden çekim Cas... Devamı