29 03 2010

“TV dizileri vahşet haline geldi”

    ALPER TURGUT   Halil Ergün, festivallerden performans ödülleri dışında ömür boyu başarı ve onur ödüllerini de almış yetkin ve yetenekli bir aktör. Onunla ilgili ne söyleyebiliriz ki; Ankara’da kurdukları tiyatro yüzünden cezaevinde yatmasını mı? Yoksa hepsi birbirinden oldukça farklı karakterlere can vererek 70’e yakın filme imza atmasını mı? Son 14 yılın en aranılan ve beğenilen dizi oyuncularından biri olduğunu da unutmayalım. En iyisi biz soralım, Halil Ergün anlatsın.   —TV dizilerindeki çalışma koşulları, insani olmaktan çok uzak değil mi?   Her hafta sinema filmi uzunluğunda dizi çekiliyor. Her hafta başında senaryo geliyor, sinopsis, mekânlar, dublaj derken başka bir iş yapmaya zaman kalmıyor. Bazen çekimler geceye sarkıyor, aralıksız 18 saat çalıştığımız oluyor. TV dizileri artık vahşet haline dönüştü. Kurumsal ilişkiler ise hak getire... İt ite itkuyruğuna diyebileceğimiz bir sistem bu... ABD’de sinema ve TV, kurumsallaşıyor, sendikalılaşıyor ve emeğinin karşılığını alıyor. Türkiye’de ise insanlar, işsizlik ve ekonomik kaygılar ile mücadele etmek zorunda kalıyor. Ben arkadaşlarıma şunu söylüyorum; her türlü talebinizin yanındayım. Benim fazla para almam nedeniyle, belki siz az para kazanıyorsunuz. Ama benim param azalsa dahi emin olun, o para size gitmeyecek.   —Dizi ve sinema oyunculuğu arasında fark var mı?   Genç arkadaşlar, sinemada oynamayı asaletli bir iş olarak görüyor. Gerçek oyuncu olduklarını öyle anlayacaklarını sanıyorlar. Ve bana birçok kişi diyor ki; Halil Bey size sinema yakışır. Elbette, ancak biz onlarca filmde oynadık ve kimse o filmleri izlemeye gelmedi.   —Dizilerindeki en akılda kalıcı baba rollerinde ... Devamı

26 03 2010

İstanbul’da başlar, Ankara’da biter

ALPER TURGUT Türkiye’deki sinema turu, İstanbul Film Festivali’yle başlar, Ankara ile sonlanır. Belki tam da bu yüzden yaklaşık bir yıl önce İstanbul’da kazanan veya ilkgösterimi yapılan filmler, Adana, Antalya ve Bursa’yı da gezdikten sonra Ankara’da kapanışlarını gerçekleştirip, yine ödülleri kucakladılar. “Köprüdekiler”, “11’e 10 Kala”, “Kara Köpekler Havlarken” gibi... Ankara’da üstelik mart ayazında sımsıcak bir festival daha yaşandı. Evet, 21. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin ardından başkentte 7. sanata omuz veren tüm sinema dostlarına teşekkür etmeliyiz, yokluğa ve binbir türlü soruna karşın verdikleri gönüllü ve onurlu mücadele için... Ankara’ya giderken biliyordum ki; oldukça eski tarihli filmleri seyredecektim. Çünkü diğer festivalleri de takip ettiğim için (İstanbul, Adana, Antalya, Bursa) neredeyse izlemediğim yerli film ve yeni çekilmiş yabancı yapım kalmamıştı. Ankaralılar ise ödüllü filmlerin beyazperdedeki son buluşmasına tanıklık edebildiler. Ankara Film Festivali’nde geçen yıla noktayı koyduğumuza göre, rahatlıkla söyleyebilirim ki; Türk sineması adına sayısal anlamda bereketli bir yılı geride bıraktık ancak bu kesinlikle kaliteye yansımadı. İşte yalın gerçek, yürünecek daha çok yol var. ‘Ay’dan sonra, ‘Uzaklara Gidelim’ Gelelim vizyon filmlerine: Bu hafta gösterime girecek altı yapım var ve uzak ara en iyisi “Ay” (Moon) filmi. Müziğin efsanevi ismi David Bowie’nin oğlu Duncan Jones’un çektiği Ay, yetenekli aktör Sam Rockwell’in kusursuz oyunculuğuyla taçlanan ve türe yeni bir devinim kazandıran bir bilimkurgu şaheseri, tartışmasız. ... Devamı

19 03 2010

Türban, aşk ve karikatürize bir film

    ALPER TURGUT   “Büşra”, türban sorunu gibi çalkantılı bir konuya, ne yazık ki; “Ne şiş yansın, ne kebap” diyerek değinen ancak yine de ses getirmesi olası ve üzerinde düşünülmesi gerekli bir film.   Çizgi öyküden, beyazperdeye devşirilen Büşra’yı Alper Çağlar yönetti. Çağlar, senaryoyu da karikatürist Bahadır Boysal ile birlikte kaleme aldı. Filmin başrollerini ise Mine Kılıç, Tayanç Ayaydın, Çiğdem Batur ve Coşku Cem Akkaya üstleniyorlar. Özellikle dindar ve muhafazakâr bir ailenin keçileri kaçıran oğlunu canlandıran Akkaya’nın, hayli akılda kalıcı bir performans sergilediğini belirtelim. Hitler kılığındaki türban karşıtının söylevi, türban defilesi sırasında paravanın yıkılıp mankenlerin hazırlıksız yakalanması... Kimi komik, kimi şaşırtıcı sahneleri, aşka dair koşulsuz inancı, insancıl yaklaşımı ve taraf tutmamasıyla Büşra, kesinlikle izlenmeyi hak eden bir yapım... Hor görmektense hoşgörüye sığınması ise en büyük artısı... En eğreti duran yanı ise, sokakta yaşamak zorunda kalan/bırakılan gençlerin, filozof saldırganlara dönüştürülmesi, önyargı adına anlatmak istediklerini onların savunmasız omuzlarına yüklemesi, işte bu kaçak dövüşmektir. Neyse... Büşra’yı beğenir ya da beğenmezsiniz, o biraz da nerede durduğunuza, ne beklediğinize ve neyin değişmesini arzu ettiğinize bağlı...   BİTMEYEN VAROŞ ÖYKÜLERİ   “Kara Köpekler Havlarken”i neredeyse bir yıl önce İstanbul Film Festivali’nde seyretmiş ve pek kayda değer bulmamıştım. Sınıf atlamayı kafasına koyan delifişek gençleri anlatan ve şiddet nöbetleriyle çerçeveyi tutturmaya çabalayan varoş... Devamı

17 03 2010

Köprüde kesişen yaşamlar

    ALPER TURGUT   İstanbul ve Adana’da en iyi film ödüllerini kazanan Aslı Özge yönetimindeki “Köprüdekiler”, yaklaşık bir yıl sonra gösterime giriyor. Zeki Demirkubuz’un, “Yasama böyle bir yerden bakıldığına daha önce hiç rastlamamıştım. Film üstü bir şey.” ,  Kutluğ Ataman’ın, “Özgün. Cesur. Sinemada çok yeni bir damar...” ve Nuri Bilge Ceylan’ın, ““Zarif ve çok katlı bir kararlılığa sahip bir biçim ile buyurgan olmayan bir çözümlemeyi bir araya getirebilmiş ender bir film. Tuhaf bir şekilde sahici ve spontane ama aynı zamanda her şeyin kıvrak bir zeka tarafından bütünüyle kontrol altında olduğunu hissettiren detaylar...” diyerek övdükleri Köprüdekiler, hiç kuşkusuz alışılmadık bir yol izliyor, birbirine teğet geçen paralel hayatlar üzerine bir film bu, hem kurmaca hem belgesel ama daha çok deneysel... Filmin konusu ise kısaca şu; “Kentin varoşlarında yaşayan, kentin merkezinde ise varoluş mücadelesi veren çiçekçi Fikret, dolmuşçu Umut ve trafik polisi Murat’in hayalleri, birbirlerinden habersiz, her gün Boğaz Köprüsü üzerindeki sonsuz trafikte milyonlarca İstanbulluyla birlikte kesişir.” Senarist-yönetmen Aslı Özge ile Köprüdekiler’i ve gelecekteki projelerini konuştuk.         —Köprüdekiler için belgesel bir film, kurmaca dalında niye yarıştırılıyor gibi eleştiriler gelmişti...   Benim belgesel bir tarzım yok, belgesel bir tavrım var. İncelemek, kafa yormak, araştırmak, bir belgesel özeniyle üzerinde çalışmak... Ama Köprüdekiler, belgesel bir film değil. Çok do... Devamı

13 03 2010

Bilinçaltı dehlizleri ve ‘Zindan Adası’

    ALPER TURGUT   Kuşkusuz haftanın en iyi filmi olan “Zindan Adası” (Shutter Island), eğer Martin Scorsese gibi bir usta ve dahi yönetmenin elinden çıkmasaydı, eminim ki facia kelimesine denk düşebilirdi. Bozuk bir psikoloji, hezeyanlar ve ana yolu unutturmaya çabalayan sapaklar. İşte aklımızın bizi oynadığı oyunlar ve bilcümle deliliğimize yaslanan, bilinçaltı dehlizlerinin ve yalın gerçeğin arasında mekik dokuyan bu model, neredeyse “Artık yeter, bıktık usandık” diyebileceğimiz kadar sıradan ve aşina... Evet, bildik bir metin, alışılmadık bir şölen ile yer değiştirebiliyorsa şayet, istisnasız tüm sinemaseverler, Scorsese’nin (Marty) varlığına şükretmek zorundadır.   Zindan Adası, daha önce yazdığı satırlar aracılığıyla, “Gizemli Nehir” ve “Kızımı Kurtarın” adlı filmlerin yaratılmasına önayak olan Dennis Lehane’nin 2003 tarihli çoksatar gerilim romanından uyarlandı. Scorsese’nin fetiş oyuncusu  Leonardo DiCaprio, filmin başrolünü sırtlıyor. Ona, Mark Ruffalo, Ben Kingsley, Patricia Clarkson ve efsanevi Max von Sydow eşlik ediyorlar.   Öncelikle Zindan Adası, sonuna dek merak hissini kamçılayan ve asla akıcılığına laf edemeyeceğiz güzel bir seyirlik. Trajik ve gotik... Amansız hatıralar, ayrıntılar denizi ve arka arkaya gelen bilmeceler... Nazizm, seri katiller, şiddete tapanlar, bilim adına işlenen cinayetler, kanı donduran deneyler... Gerilimli bir atmosfer, labirente dönüşen bir ada, zihin kontrolü, gerçeğe yakın halüsinasyonlar, komplolar ve film boyunca yakamızı bırakmayan heyecan... “Ya bir canavar gibi yaşamak ya da iyi bir adam olarak ölmek”... Bütünüyle algılarımıza seslenen bu filmin ana cümlesi ise bu... Pencerelerinizi açarsanız, sisin ardını g&oum... Devamı