Vavien, Avatar ve iyi sinema...

ALPER TURGUT
Kara komedi “Vavien”, tüm duyguları büyük bir maharetle karıştırıyor ve ortaya nefis bir aroma çıkartıyor. Şüphesiz yılın en iyi filmlerinden biri ve mutlaka herkes izlemeli... Dünyanın en çok beklediği yapım olan “Avatar” ise beyazperdeyi teknolojinin doruk noktasıyla buluşturan üç boyutlu bir sinema şöleni... Bu görsel mucizeden kaçılmaz.
Taylan Biraderler (Yağmur ve Durul Taylan), bu son filmleriyle, resmen kara mizah sevdalısı Coen Kardeşler’e (Joel ve Ethan Coen) nazire yapıyorlar. İyi ve kötü arasında savrulan sıradan bir adamın trajikomik öyküsünü, yetenekli aktör Engin Günaydın kaleme aldı. Tokat’ın Erbaa ilçesinde çekilen filmin görüntü yönetmenliğini Gökhan Tiryaki üstlendi. Müzikler, Attila Özdemiroğlu’na ait. Vavien’in başrollerini Engin Günaydın, Binnur Kaya ve Settar Tanrıöğen sırtlıyorlar. Ercan Kesal, İlker Aksum, Serra Yılmaz ise yardımcı rollerdeler. Oyuncuların hemen hepsi muhteşem bir iş çıkartmışlar, özellikle Günaydın, Kaya, Tanrıöğen ve Aksum, adeta büyülüyorlar. İyi oyunculuğun ve oyuncu yönetiminin ne denli önemli olduğunun bariz bir örneği bu film... Kendilerini iki dizide oynayıp aktör ve aktris sananlar ile oyuncularını zapt edemeyen yönetmen adaylarına duyurulur.

Vavien, Ocak ayında gösterime girecek olan Reha Erdem’in “Kosmos”undan sonra bu yıl izlediğim en iyi ikinci film. Sade bir dil, kurgu ustalığı, etkileyici bir metin, üstün oyuncu performansı, ince bir işçilik... Neredeyse eksiksiz bir yapım bu... Kati suretle sulandırmıyor, her duyguyu dozunda veriyor. Sizi başından itibaren kavrıyor, sarıp sarmalıyor ve güzel bir finalle uğurluyor. 2009 yılının, Türk Sineması adına bereketli geçtiğini söylemek mümkün değil. Film sayısının rekor seviyede artması sinemaseverleri yanıltmasın. Gişede çakılan çakılana ve birçoğu gerçekten filmden ziyade her şeye benziyor. Umarım Vavien, 2010’da sinemamızın kaliteli işlere yöneleceğine dair bir muştudur.
Elektrikçi Celal, eşi ve oğluyla bedbaht bir yaşam süren, cimri ve içten pazarlıklı bir adamdır. Karısı Sevilay’dan kurtulma hayalleri kuran Celal, düşüncelerini eyleme dökmenin yollarını aramaktadır. Cemal ile ortak oldukları elektrikçi dükkânı da kötü durumdadır, bahtsız ikilinin, uçan kuşa borcu vardır. Celal ile Cemal’in dünya dertlerinden kurtulmak için arada bir Samsun’a pavyona giderler. Bizim Celal, uslu durmaz ve belayı davet eder. O, küçük ölçekte bir kabadayı tarafından kollanan pavyon şarkıcı Sibel Ceylan’a abayı yakmıştır. Sevilay, tam 15 yıldır, Almanya’da yaşayan babasının gönderdiği paraları biriktirmektedir. Ama bizim uyanık Celal, kendinden habersiz 75 bin avroluk servet oluşturan karasının zulasını patlatır. Sözüm ona Sevilay’ın ölümüyle hem paraya hem de Sibel Ceylan’a kavuşacaktır. Ancak hayatın da Celal’e sürprizleri vardır.
BAŞKA DİLDE AŞK

“Başka Dilde Aşk”ın aslında yegâne problemi, yola çıktığı basit ve öz öyküsünden -ilerleyen dakikalarda- vazgeçip, içine ekstra konu yükleme merakından kaynaklanıyor. Yoksa filmin seyir keyfi hayli yüksek, özellikle yönetmen İlksen Başarır ile birlikte senaryoya da imza atan Mert Fırat’ın oyunculuğu harika... Filmde, Mert Fırat dışında başrolü omuzlayan diğer isimler ise Saadet Işıl Aksoy, Emre Karayel ve Lale Mansur... Bursa İpek Yolu Film Festivali’nde en iyi kadın ödülünü almış olsa da Aksoy’un performansı, Fırat’ın yakınından bile geçemiyor. İlk filmlerini çeken yönetmenler, genellikle bu şans bana bir daha gülmez gibi bir gerekçeyle eteklerindeki tüm taşları dökmeye çabalıyorlar. Ama olmuyor, tıkıştırılmış 90 dakika, en başta sinema zevkini öldürüyor.
Elinizdeki malzeme güzel... Aşkın mâni tanımadığını anlatın işte, işitme engelli bir delikanlı ile genç ve afet muadili bir kadının, hikâyesine yoğunlaştırın bizleri... Hadi, sevdiği katledilince evden çıkmaya korkan adamı da ana metne eklediniz. Mevzudan hafif saptırsa dahi, bunu gayet şık bulduğumu söyleyebilirim. Peki, sorarım sizlere, niye çağrı merkezi çalışanlarının, yapay duran mücadelesini ve inandırıcılıktan uzak eylem görüntülerini de araya katıyorsunuz? Başka Dilde Aşk, çekilen bunca yerli işi kötü filmden kat be kat iyi olmasına karşın ne yazık ki; elindeki fırsatı doğru dürüst değerlendiremiyor. Umarım İlksen Başarır, bunu ikinci filminde başarır.
AVATAR

Gelelim yılın en çok beklenilen filmine... Dünyanın en çok gişe geliri getiren (1,8 milyar dolar) filmi Titanic’i çeken James Cameron, Avatar ile dünyanın en pahalı yapımına da (maliyet 400 milyon doları aştı) imza attı. Yıldız Savaşları ve Yüzüklerin Efendisi gibi üstün nitelikli bir senaryoya sahip olmasa da 162 dakikalık Avatar, yılın kuşkusuz en büyük görsel şöleni... Bilimkurgu formatında destansı bir anlatı bu... Üstelik tepeden tırnağa çevreci... İstilacılar ve işgalcilere dair söyleyecekleri de var. Üç boyutlu bu güzelim masal, bizleri vahşi insanoğlu yerine, Pandora gezegeninin ruhuna tapınan Na'vilere yakınlaştırıyor. Belden aşağısı felç olan eski onbaşı Jake Sully, Avatar projesiyle bir Na’viye dönüşür ve Neytiri adındaki dişi bir Na'vi ile aşkı yakalar. Dünyayı çölleştiren insanlar, büyük bir cangılı andıran Pandora’ya da göz dikmişlerdir. Üstün teknoloji sahibi İnsanlar ve Kızılderililere benzeşen Na’vilerin savaşı başlamak üzeredir.
Cumhuriyet Hafta Sonu / 19 Aralık 2009










