08 10 2010

Sam Amca, diri diri gömdün beni

 

 

ALPER TURGUT

 

“Toprak Altında” (Buried), Irak’ta diri diri gömülen bir Amerikalının, tabutundaki çırpınışlarını, yaşama tutunma ve ölümü kabullenme arasındaki bocalayışını, büyük bir ustalıkla savaş, işgal, emperyalizm ve kapitalizme karşı çıkan bir gerçeklikle buluşturan, hayli politik ve haliyle klostrofobik bir seyirlik. Bu tek kişilik film, inanın müthiş bir deneyim, tamam, hazmı zor, can yakıcı ve rahatsız edici ancak sistem karşıtı bir metin ve muhalif bir ruhla kucaklaşmış böylesi etkin ve yetkin bir sinema diline hasret kaldığımızı da unutmayalım. Toprak Altında’yı izleyin, izlettirin. Mutlaka…

 

Genç İspanyol yönetmen Rodrigo Cortés, ikinci uzun metrajlı filminde tek kelimeyle harika bir işe imza atıyor. İki ismin daha hakkını verelim; Chris Sparling’in dört dörtlük senaryosu ve Kanada asıllı Hollywood yıldızı Ryan Reynolds’un oyunculuk resitali. Irak’ta direnişçiler tarafından fidye için canlı canlı mezara gömülen Paul Canroy, zamana karşı verdiği savaş, aslında savaşa verdiği bir mesajdır, bir bakıma… Toprağın iki metre altında, bir cep telefonuyla dış dünyaya sesini duyurmaya çalışıyorsun, haykırışının önemi yok, sen, kapitalizm için hiçbir şeysin, kullanıldın ve ölüme terk edildin. 93 dakika boyunca bizler de o tabutun içerindeyiz, Paul ile birlikteyiz. Evet, Paul, dışarısını unut, yoğunlaş, çare ara, nefret et, küfret, sor neden tabuttasın? Ve niye yardıma koşulmuyor?

 

İÇSEL BİR YOLCULUK

 

“Şantaj” (Stone), Robert De Niro, Edward Norton, Frances Conroy ve Milla Jovovich’li dev kadrosuna karşın küçük ölçekli, bağımsız ruhlu ve oldukça farklı bir film. Resmen dinle kafayı bozmuş ABD’lileri taşlıyor ama bu fazla mezhep dozu, fenalık geçirmemize yetiyor hatta artıyor bile… Senaryo Angus Maclachlan’a ait, yönetmen John Curran…

 

Ditroit’te sıradan ve sıkıcı bir yaşam süren şartlı tahliye memuru Jack Mabry, bir ay sonra emekli olacaktır. Dedesi ve nenesinin cinayetine adı karışan, kundakçı Gerald “Stone” Creeson’ın dosyası önüne gelir, Stone’un seksi ve karşı konulmaz karısı Lucetta da yatağına… İki erkek ve eşlerinin öyküsüdür bu, kesişme, değişmeye odaklıdır. Cezaevindeki sohbetleri koyulaştıkça birbirlerinin yaşamlarına müdahale etmeleri de kaçınılmaz olur. İnsan doğası ve psikoloji üzerine bir film bu, içsel yolculuğu ve savrulmayı dert edinmiş, özetle… Şantaj, Toprak Altında’dan sonra haftanın ikinci iyisi. Kaçırmamalı…

 

EY AŞK, SEN NELERE KADİRSİN

 

Tipik İngiliz komedisi olan “Sevgili Hedefim” (Wild Target), Bill Nighy, Emily Blunt, Rupert Grint ve Rupert Everett’li kadrosuyla hoşça vakit geçirmek isteyenlere hitap ediyor. Victor Maynard adlı orta yaşlı, takıntılı ve ana kuzusu kiralık katilin hayatı, aşk ile tanışınca artık 180 derecelik bir açıyla değişmek ve dönüşmek zorundadır. Baba mesleğini seçen zavallı cinayet makinesibin, münzevi yaşamı sona ermiştir, şimdi yenilik zamanıdır ve adeta coşma derecesinde bir hareket esastır. Ve sevdiği kadını koruma eylemi, onun siyah-beyaz dünyasını, kısa bir sürede gökkuşağının renklerine boyayacaktır.

 

YA SEV YA TERK ET

 

“Ye Dua Et Sev” (Eat Pray Love), ABD’li bir kadının, New York’tan yola çıkıp, İtalya, Hindistan, Bali üçgenindeki yemek, içmek, transa geçmek ve aşkı aramak gibi oldukça dünyevi, abartılı ve tuhaf turunu anlatmaya çabalayan, iki buçuk saatlik gayri resmi bir işkence. Artık kahramanımız, orta yaş krizine mi girmiş, canı çok mu sıkılmış, hiç mi derdi yok, hem vakit hem de nakit açısından çok mu zengin bilemedik. Bu film, kötü bile değil, affedersiniz ama kötünün bile bir ederi vardır. Şimdi şu kadroya bakın: Julia Roberts, James Franco, Richard Jenkins, Viola Davis, Billy Crudup, Javier Bardem. Bu altılıyla destan yazılır ama yönetmenimiz Ryan Murphy, bir uyduruk çoksatarın (Elizabeth Gilbert’ın anı kitabı, ABD’de 6 milyon 200 bin adet satmış ve 40 dile çevrilmiş) peşine düşünce ziyadesiyle çuvallamış. Elbette önermiyoruz hatta gördüğünüz üzere yeriyoruz.   

38
0
0
Yorum Yaz