10 11 2007

Lynch’in Saçmalama Özgürlüğü

 

ALPER TURGUT

 

David Lynch; dünyanın en çok kafa patlatılan yönetmeni… O, içmeden sarhoş edebiliyor. Yeni filmi 'Inland Empire' ile bir kez daha karmakarışık bir gizemin içine sokuyor izleyiciyi… Nede olsa Inland Empire, Bay Lynch’in sınırsız hayal gücünü kullanarak koyu renklerle boyadığı, ipe sapa gelmez bir film. Her ayrıntısı bütünden uzaklaşmaya yarıyor. Bu tamamlanamayan, tanımlanamayan bir resim aslında… Geriye kalansa üç saatlik bir saçmala özgürlüğü…

 

 

David Lynch… Amerikalı ressam ve yönetmen… Kara film akımının günümüzdeki en büyük temsilcisi… Dünya onu 30 yıl önce çektiği siyah-beyaz "Eraserhead" filmiyle tanıdı. Mavi Kadife (Blue Velvet), Fil Adam (The Elephant Man), Dune, Vahşi Duygular (Wild at Heart), İkiz Tepeler (Twin Peaks), Kayıp Otoban (Lost Highway), Mulholland Çıkmazı (Mulholland Dr.) ise, yerküreyi adeta ikiye böldü. Lyncn’ten nefret edenler ve onun sinemasına tapanlar diye… Senaryolarını kendi kaleme alan Lynch, herkesin tek bir filminde nasıl da farklı anlamlar çıkardığına uzun yıllar önce şahit oldu. Hollywood’a meydan okuyan bu süper beyinli Don Kişot, insan psikolojisi üzerinde atını dörtnala koşturmayı bildi. Onunki; ruhun derinliklerine demir atan, sürekli sıkıntı veren, yorucu, zorlayıcı, saç baş yolduran ve ıstıraba yatkın bir sinema deneyimi… İsteyen demlenir, istemeyen zaten fersah fersah uzaktadır…  

 

 

Lynch sineması düşkünlerinin, büyük bir umutla beklediği filmin adı Inland Empire… Adını Los Angeles yakınlarındaki bir bölgeden alıyor. Web sayfası için dijital video kamera edinen Lynch, en son faciası Inland Empire’ı onunla tamamladı. Kameraya resmen âşık olduğunu ifade eden usta yönetmen, “İleride bir filme yol açabilir mi merakıyla bazı sahneler çekmeğe başladım ve çok memnun kaldım sonuçtan. Hele, dijitali filme aktarmadaki ilk test sonuçlarını görünce inanamadım ne kadar güzel olduğuna. Ve bu kamera ile devam ettim çekime. Dijitalin diğer en güzel özelliği, hiç kimseyi dışarıda bırakmaması: Genç ol ya da yaşlı ol, çalışmak için sana birisinin izin vermesini beklemek yaratıcılık açısından en büyük engel. Şimdi dijital video ile herkes film yapabilir. Dijital montaj ile oturma odanda bitirebilirsin filmini. Ben bu yeni gelişmeyi çok sevdim." diye konuşuyordu. Asla ama asla anlaşılmak gibi bir derdi bulunmayan dahi Lynch’in izleyicilerini bunalıma sokmak gibi bir alışkanlığı zaten hep vardı. Örneğin İnland Empire’ın sahnelerini çekilmeden önce yazdı. Sette büyük bir belirsizlik hâkimdi. Ancak ilginç bir deneyim olduğu konusunda hem fikirdiler. Çekimler bu nedenle tam 2,5 yılda tamamlandı. Filme “lunapark treni” adı takıldı. Hızlı, iniş çıkışları olan, eğlenceli ve ürkütücü bir yapımla karşı karşıya kaldığımızın müjdesini verir gibi… 

 

 

Yurttaş Ruth (Citizen Ruth), Uçarı Gül (Rambling Rose), Aşk Artık Burada Oturmuyor (We Don't Live Here Anymore) ve Lynch filmleri… 40 yaşındaki aktris Laura Dern, Lynch’in fetiş oyuncusu… İnland Empire, onun üzerine kurulu ve o bu yükü layıkıyla kaldırıyor. Müzisyen Ben Harper’ın eşi olan Dern, kamera karşısına bir kez daha annesi Diane Ladd ile birlikte geçti. Gelelim sadede… Laura Dern, film sona erdiğinde dahi kendini toparlayamadı. Kafası karışıktı güzel oyuncunun… O, hangi karakteri canlandırdığı konusunda şüpheleri olan bir başrol oyuncusuydu… Yine de filmle ilgili yorum yapma cesaretini gösterdi; “İnland Empire, bence, özünde kendi parçalarını bir araya getirmeye çalışan bir kadının hikâyesi… Ben bunun içsel bir gizem olduğunu hissediyorum. Lynch daha önce dış açıdan esrarengizlikler sunmuştu fakat bu daha çok bir kadının içsel esrarı…” Muhteşem bir sese ve kariyere sahip, Oscar’lı İngiliz aktör Jeremy Irons, Lynch’in Mulholland Çıkmazı filmiyle parlayan Justin Theroux, 80’i deviren dev aktör Harry Dean Stanton, İnland Empire’ın diğer başrol oyuncuları… Ünlü oyuncular, William H. Macy, Julia Ormond, Naomi Watts, Nastassja Kinski, Laura Elena Harring ise filme ayrı bir renk katıyorlar.

 

 

Lynch, bu filmde sinemaseverleri, sembol bombardımanına tutuyor. Detay denizinde boğulmamak adına çırpınan seyircilerine hiç acımıyor olmalı. Film, tepeden tırnağa anormal bir öyküye yaslanıyor. Öznel bir itiş kakış ve derin tahliller de cabası… Kameraya yaklaştıkça bozulan suratlar, alacakaranlık, kapılar, perdeler, durmadan dönen bir plak, rahatsız eden gürültüler, kırmızı ve mavi rengin bariz hâkimiyeti, tavşan insanlar, tam da bir anlam yakaladım dediğiniz an değişen sahneler, ortaya saçılan bilmeceler, çözümsüz sorular, gerçeküstü sayıklamalar, delilik alameti gösteren sıra dışı tipler, her an sıkıntıya kapılmanızı uman huzursuz bir anlatım dili…

 

 

Polonya’nın film merkezi diyebileceğimiz Lodz kentiyle, Lynch’in yurdu Los Angeles arasında mekik dokuyoruz. Karanlık gecelerin ürperten yanıyla tanışıp, bir kadının peşi sıra olmayan gerçeğin peşine düşüyoruz. Ünlü aktris Nikki Grace, malikânesinde pineklerken artık yaşını başını almış komşusu tarafından ziyaret edilir. Meczup muadili bu kadın, geleceğin kapısını ona aralar. Kapkara yarınlar, ölümü çağrıştırmaktadır. Ertesi gün gelen telefon, bir top gibi taca atıldığını düşünen Nikki’yi yeniden hayata döndürür. Yönetmen Kingsley Stewart, yeni filmi için Nikki ile çalışmak istemektedir. Çapkın aktör Devon Berk ile karşılıklı oynayacak olan Nikki, eşinin bu duruma bozulduğunun farkına uzun süre varmaz. Kingsley ile akıl hocası, beş parasız Freddie Howard, başrol oyuncularından sakladıkları korkunç bir sır vardır. Filmin Polonya yapımı orijinalinde iki başrol oyuncusu öldürülmüş ve lanetli yapım tamamlanamadan rafa kaldırılmıştır. Bir süre sonra Nikki, Susan Blue olur, Devon ise Billy Sade… Filmin çekimleri ağır aksak ilerlerken hayatın onlara hazırladığı sürprizler teker teker vücut bulur. Filmin içinde film başlar. Ser verir sır vermez bir irade peydahlanır, nirengi noktası silikleşir… Her şey iç içe geçer… Sihrin adına sonsuz Matruşka cehennemi konulabilir. Sabık bir katil, sapık ve kana susamış tiplerden oluşan sirk çalışanları, tornavidalı kadın, dinmeyen histeri nöbetleriyle belirginleşen genç kız suretleri… Öyle ya da böyle… Zaman kavramı çığırından çıkmış, Pandora’nın kutusu bir kez daha açılmıştır.

 

Cumhuriyet Gazetesi Hafta Sonu Eki'nde Yayımlanmıştır...

0
0
0
Yorum Yaz