24/10/2009
Kosmos’tan Bornova’ya

ALPER TURGUT
Bir festival daha bitti ve Altın Portakal ödülleri dağıtıldı. Dilerseniz; önce kazananlara bir göz atalım ardından da geçen hafta yazacağımızı ilan ettiğimiz filmlere kısaca bir değinelim.
Şahsi fikrim, en iyi erkek oyuncu ödülünün yanlış kişiye gittiği yönünde... Bence kazanan, “Uzak İhtimal” filminde yılın performansına imza atan Nadir Sarıbacak olmalıydı. Jüri üyeleri, Sarıbacak’ı daha önce birçok ödül kazandığı gerekçesiyle es geçmişlerse büyük bir hata yapmışlar. Eğer film yarışan adaylar arasındaysa kuruntuya ne gerek var, cesurca gerçeğin hakkını ver. Kusura bakmasın, Altın Portakal’ı kapan Öner Erkan’ın adı benim listemde beşinci sıradaydı (örneğin Bornova Bornova’da birlikte rol aldıkları Kadir Çermik’in ismi daha üsteydi).
Festivalin en şanslısı ise en iyi kadın oyuncu ödülünü kapan Nergis Öztürk’tü. İnanılır gibi değil ancak neredeyse rakibi yoktu. Evet, sinemamız erkek senaristlerin egemenliğinde... Dolayısıyla kadın rollerini de onlar yazdığı için aksi bir sonuç zaten düşünülemezdi. Tüm kadın yazarlara çağrımızdır, beyazperde çok uzun zamandır sizlerin yazacağı dişi karakterleri bekliyor.
En iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü kazanan Damla Sönmez, uzak ara en uygun tercihti. Jüri, bu kez isabet kaydetti. En iyi yardımcı erkek ödülünü üst üste ikinci kez kucaklayan Volga Sorgu, benim çok sevdiğim bir kardeşim. Öyle yetenekli bir adam ki, benzer bir rolle ve hatta daha da karikatürize edilmiş bir karakterle bile ipi göğüslemesini biliyor. Onu, farklı rollerde görmek en büyük temennimiz. Onur Ünlü’nün senaryo ödülü belki tartışılabilir ama Reha Erdem’in aldığı yönetmenlik ödülü, anasının ak sütü gibi helaldir. En iyi film ödülünü bölüşen Kosmos ve Bornova Bornova... Bence Kosmos, birkaç gömlek fazla gelir diğerine...
Hazır Kosmos’tan bahsetmişken devam edelim. Reha Erdem’in Antalya’da geçen yıl yarıştığı filmi “Hayat Var”ı (tam tekmil rahatsız edici) daha çok sevmiştim. Ancak dini ritüellerden beslenen ve menşei yurtdışı olan birçok filmden esinlenen Kosmos, hiç şüphesiz bu senenin ağır topuydu. Filmin başrollerinde görece bir kimya tutturan Sermet Yeşil ve Türkü Turan var. Görüntü yönetmeni Florent Herry ise, şiirsel çalışmasının karşılığını festivalden alabildi. Hem hayat veren hem de can alan üstelik de hırsız ve kısmen meczup... Anti-kahraman Kosmos'un tarifi kısaca bu... Sınır kentine yolu düşen Kosmos, önce güzeller güzeli Neptün’ü bulur, ardından da yarattığı mucizeler vasıtasıyla belayı. Sosyal göndermeler, psikolojik çözümlemeler, görüntü, ses ve dahası... Kosmos’u gönül rahatlığıyla mutlak izlenilecekler listenizin en başına yazın.
Sizleri bilemem ancak “Min Dit”i (Ben Gördüm) benim için ilgi çekici kılan şey, yıllardır tanıdığım eski meslektaşım Evrim Alataş’ın filmin hikâyesini yazmış olmasıydı. Faili meçhul cinayetleri, yargısız infazları, Cumartesi Anneleri’ni takip eden ve haberleştiren bir gazeteciyseniz, çoğu insanın abartılı bulduğu filmin öyküsü, size gayet normal gelir ve asla şaşırmazsınız. Berlin Film Akademisi çıkışlı Miraz Bezar yönettiği, Fatih Akın’ın destek attığı, çocuk oyuncuların devleştiği, JİTEM üyesini canlandıran Hakan Karsak’ın ise büyülediği Min Dit, önyargılardan arınıldığı an, değeri daha da artacak bir seyirlik... İnsanları rahatsız eden tek bir kelimeyi çıkartırsanız, inanıyorum ki; büyük çoğunluk, bu filme yönelik temel itirazından da vazgeçecek. Min Dit’in finalindeki şiddete karşı duruşu, Diyarbakır’ın yoksul ve tekinsiz sokaklarını, müziklerini, senaryosunu ve tüm maddi yoksunluklara karşın filmin her karesinden taşan özveriyi sevdim. Ve her şeyden önemlisi; Min Dit, “İki Dil Bir Bavul” ve “5 No’lu Cezaevi”ni baz alırsak, Antalya’nın politik yapımlara onay verdiğini büyük bir memnuniyetle dile getirebiliriz.
Antalya’da hemen herkes, ilk kez bir dönem filmi çeken Zeki Demirkubuz’a odaklanmıştı. Ve “Kıskanmak” assolist edasıyla son sırada sahne aldı. Lakin sersemletici ve cezp edici etkisi olan bir prodüksiyon beklerken, kendi adıma TV filmi formatını aşamayan vasat bir seyirlik ile karşı karşıya kaldım. Kıskanmak’ın gerçekten herhangi bir albenisi yok, haliyle ön plana çıkacak bir atraksiyondan muaf. Seyirciye basın açıklaması yapar gibi tüm olanı biteni anlatmasını ise resmen yadırgadım. Merak unsuru bu şekilde öldürülünce, keyifte kaçıp gidiveriyor. Üstüne üstlük öyle ahım şahım bir oyunculuk da (makyajla çirkinleştirilen Nergis Öztürk dışında) göremedim. Uzun lafın kısası; Kıskanmak, festivalin en büyük hayal kırıklığı idi...
Kutluğ Ataman’ın “Aya Seyahat”inin, siyaseten taraf tutan, muzip, ilginç ve deneysel bir film olduğunu söyleyebiliriz. Köy Enstitüleri’nin hakkında saydırılan bölüm nedeniyle, zaten birçok sessiz ama öfkeli seyirci salonu terk etti. Tepki duyabilirsiniz, beğenip göklere de çıkartabilirsiniz. Bu elbette seyircinin seçimi, saygı duymak gerekir. Ama benim anlamadığım şu; kurmaca ile beslenen, belgesel ile süslenen böylesi deneysel bir yapım, ulusal uzun metrajda neden yarıştırılır?
Emre Şahin’in ilk göz ağrısı “40” ile sanata meyilli festival filmleri arasında ciddi bir uçurum bulunuyor. En başta öyküsü inandırıcı (kesinkes) değil. Bunun dışında iki başkarakter, rollerine cuk otururken diğerleri havada kalakalmış. Katmerli bir aksiyona dalayım derken, ABD orijinli ikinci sınıf macera filmlerine dönüşebileceği göz ardı edilivermiş. Son dönemde çekilen kesişme odaklı filmleri bir bir anlatmak, gökteki yıldızları saymakla eşdeğer. Hal böyleyken güzelim “Paramparça Aşklar ve Köpekler” filmi, tüm bu başarısız denemelerin ortasında, yönümüzü bulduran Kutup Yıldız’ı oluyor.
Cumhuriyet Hafta Sonu / 24 Ekim 2009

Konu: min dit
filmi izledim en dogru degerlendirmeyi yapmissiniz katiliyorum kutlarin yönetmenim basarisinin devamini dilerim
Bağlantı »