26 06 2010

Kapitalizm, ‘kutsal aile’den nemalanır!

 

 

ALPER TURGUT

 

“Örnek Aile” (The Joneses), yere göğe sığdırılamayan ve elbette sistemin biricik çekirdeğine karşılık gelen “kutsal aile” üzerinden kapitalizm eleştirisi yapmaya çabalayan bir film, güzergahı doğru çiziyor ama sapaklarda çok oyalanıyor, tümsekleri aşmakta ise zorlanıyor.

 

Örnek Aile, adı sanı pek duyulmamış, Almanya doğumlu Derrick Borte’nin ilk uzun metrajlı filmi, senaryo da kendisine ait. Başrollerde David Duchovny, Demi Moore, Gary Cole, Amber Heard ve Lauren Hutton var. Sakın Örnek Aile mi olur demeyin, kapitalizmin planları tükenmez, iştahı ise katiyen kesilmez. Hedefi bireyi köleleştirmek, kadını metalaştırmak, çok para karşılığında erkeğin ruhunu çalmaktır. Evet, ortada bir amaç vardır. Sömürmek, daha da çok sömürmek. Peki, reklamlar, çeşit çeşit yeni ürün ve markaların bombardımanı altında inim inim inleyen zavallı aileler, bu hayasız saldırıdan nasibini almayacak mı? İşte Örnek Aile tam olarak bunu anlatıyor. Şirketlerin satış grafiğini yükseltmek için mükemmel bireylerden oluşturulan ve gözleri hep çevreyi kolaçan eden komşuların arasına sokulan sahte bir aileyi... Onlar, gerçek aileleri debdebeyle sersemletecekler, arkası zifiri karanlık olan parıltılarına çekecekler. İster domino etkisi deyin, ister kelebek etkisi, olmadı, saadet zinciri ne güne duruyor. Ayak oyunları, yanılsamalar, kapitalizme kolunu kaptırdığın an tükenmeye başlayan umutlar...

 

Sonuçta; biri imrenecek, ötekinin canı gidecek. Kapitalizm için hiç mi hiç önemi yok, çünkü tuzağa düşmeye gönüllü, bedel ödemeye hazır nice kurban adayı var. Bu film, finalde beliren eksiklik hissine ve bariz acemiliğine karşın beğenimizi kazanmasını bildi. Sahtekar aile üyelerinin kendilerini sorgulamaları, duygudan muafken gardlarını indirmeleri ve romantizme meyletmeleri, öyküyü haliyle sulandırıyor. Varsın olsun, Örnek Aile’yi biz sevdik, umarım sizler de seversiniz. Öneriyoruz.

 

HİÇ VAZGEÇMEYECEKSİNİZ DEĞİL Mİ?

 

 

 

 

Okulun günah keçisi bir delikanlı intihar eder ve kendisiyle dalga geçen tüm öğrencilerden öcünü almak için hortlak-zombi karışımı bir bedenle geri döner. Klişenin önde gideni... Gereksizliğin doruğu... Hep aynı zımbırtı... Gençlik, korku, gerilim adlı tatlıya az biraz da aşk kaymağı ekliyoruz ve afiyet olsun. Yok, yok, yok. kalsın, biz artık bunu yemiyoruz. Sürekli aynı tariften bize gına geldi, sizler ise vazgeçmek nedir bilmiyorsunuz. “İşkence Okulu” (Tormented), kötü bir film. Jon Wright, filmini kotaramamış, Stephen Prentice’nin senaryosu resmen berbat. Alex Pettyfer, April Pearson, Dimitri Leonidas ve Calvin Dean ile diğer oyuncular da dökülüyorlar. Demek ki; hiçbir şekilde önermiyoruz.

 

ÜÇÜNCÜ SINIF BİR AKSİYON

 

 

 

 

“Paris’ten Sevgilerle” (From Paris with Love)... Luc Besson ya yönetiyor, ya yapımcılık yapıyor ya da hikâye yazıyor. Öyle bir öykü yazmış ki, inanın saçmalamış, hatta ırkçılık bile yaptığını söylemek mümkün. Eli yüzü düzgün “96 Saat”i (Taken) yöneten Pierre Morel ise, bu kez başaramamış ve gerçekten eline yüzüne bulaştırmış. Güzel ağabey John Travolta bile filmi kurtarmaya yetmiyor, üstelik büründüğü karakteri, karikatürize bile karşılayamıyor. Bu filme ayıracağınız zamana yazık, sakının derim.

 

Cumhuriyet Gazetesi / 25 Haziran 2010

0
0
0
Yorum Yaz