20/6/2009
İki Dil Bir Bavul

ALPER TURGUT
“Kürt mü? Öyle bir şey asla yoktur, onlar olsa olsa karda yürürken ‘kart’, ‘kurt’ sesleri çıkartan ‘Dağ Türkleri’dir” gibi hayli rencide edici uyduruk bir söylemden, en nihayetinde hararetli “Kürt Sorunu” tartışmalarının –ne yazık ki çoğu kafa karıştırıcı- yaşandığı bugünlere geldik. Öncelikle ve kesinlikle belirtelim ki; ülke haritasının doğusunu kan gölüne çeviren ve acıya acı katan süreci yeniden anlatmak gibi bir derdimiz yok. Hâlihazırda herkesin kendine özgü fikir ve görüşleri -konuyla ilintili- zaten var. “İki Dil Bir Bavul”, tüm bu süregelen çatışmayı bir kenara bırakıp, özellikle “asimilasyon” iddiasını ince bir işçilikle kurgulama yolunu seçiyor. 'Sırat Köprü’sünden sağ salim geçebilmek ise inanın her babayiğidin harcı değil. İki Dil Bir Bavul’un yönetmenleri Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan, “Kürtlerin de Türklerin de küfür etmeyeceği, durup düşüneceği bir film yapacağız” diyerek harekete geçmiş (belgesel dokuz aylık bir emeğin ürünü) ve politikanın bildik hoyratlığından uzaklaşıp, sinema dilinin eşsiz kıvraklığına yaklaştıkları için bunu başarmışlar. Adana Altın Koza Film Festivali’nde kurmaca filmler arasında yarışan ve biri “Yılmaz Güney”in adını taşıyan iki ödül kazanan güzelim belgesel için jüri başkanı Nuri Bilge Ceylan, “Herkesin sonbaharda vizyona girecek İki Dil Bir Bavul’u izlemesini rica ediyorum” dedi. Doğru söze ne hacet... Gündelik hayatın ayrıntılarıyla zenginleşen, basit bir dili kuşanan ve herşeyi doğal gidişatına bırakan (kuşkusuz yılın en iyi belgeseli) İki Dil Bir Bavul’u sakın kaçırmayın.
ZÜLKÜF’Ü ASLA UNUTAMAYACAKSINIZ
İşçi bir aileden gelme, “Horoz Kentli Emre”... Köy yerinde dahi jöleli, bitirim bir delikanlı... Üstelik kocaman kalpli ve ana kuzusu... O tazecik idealist bir öğretmen. Adı Emre Aydın. Denizli’den, ilk görev yeri Urfa’nın Siverek ilçesine bağlı Demirci Köyü’ne elinde bavulu ve devasa yalnızlığıyla gelir. Tek kelime Kürtçe bilmeyen Emre Öğretmen, artık Türkçe’den bihaber ve tepeden tırnağa yoksul köylü çocuklarına rehberlik edecektir. İlk işi okulun bitişiğindeki tek göz odalı lojmanına su taşımak ve öğrencileri okula gelsin diye kapı kapı dolaşmaktır. Kentli bir gencin köydeki zor koşullara alışması ise sanıldığı kadar kolay değildir. O, deneyimsizliğinin verdiği ürkeklikle her fırsatta anasını arayıp dert yanar. Oysa Demirci’nin velileri, kendisini çocuklarının eğitimine adayan yabancıya kapılarını çoktan açmışlardır. Kara tahta, tebeşir, kalem, defter, silgi, kalemtıraş... Hem Emre’nin hem de yavruların karşılıklı öğrenecekleri eğitim günleri başlamıştır. Mesela Rojda’nın azmi görülmeye değerdir. Ama Zülküf Yıldırım’ı tanımak herşeye bedeldir. Demedi demeyin, köyün en fakir ailesinin haşarı ve sevimli evladı Zülküf’ü asla unutamayacaksınız. Zamanla öğrenciler öğretmenleriyle öğretmen öğrencileriyle kaynaşır, kah komik anlar yaşanır kah hüzün hasıl olur. Ve salondan yükselen alkış, yönetmenler, Emre Öğretmen, öğrenciler ve onların ailelerine gider.
17 YENİDEN
“Hayatta ikinci bir şans yakalasanız ne yapardınız?”... İşte “17 Yeniden” (17 Again), bu minvalde ilerleyen ve özellikle gençleri kucaklayan şeker gibi bir film. Hoşça vakit geçirmek isteyenler için birebir.
Bundan tam 20 yıl öncesine dönelim; kahramanımız Mike O’Donnell (genç kızların sevgilisi Zac Efron canlandırıyor), lise basket takımının herşeyidir ve mutlu yarınlara göz kırpmaktadır. Ancak büyük bir tutkuyla bağlandığı sevgilisi (okulun en güzel kızı) Scarlet'in hamile olduğunu öğrenir ve büyü bozulur. Şimdi bugüne dönelim. Mike, işinde ve evinde mutsuz, eşi Scarlet’ten boşanmak üzere ve çocuklarıyla arası limoni... O, hala geçmişte yaşamaktadır ve hademe kılığındaki ruhani lider, bedbaht adamın 17 yaşına dönmesini sağlar. (Kim liseyi tekrar okumak ister ki?) Mike, orta yaşlı bir adamın bilinci ve genç bedeniyle, yeni bir kapı aralamak yerine mutlak doğrunun hataların telafisinde yattığını kavrar. Hayatta aileden önemli hiç bir şey yoktur. Anlaşılacağı üzere; ABD'lilerin “kutsal aile” sorunsalı tam gaz sürüyor.
TEKLİF VAR ISRAR YOK...
“Teklif” (The Proposal), tipik bir yaz eğlenceliği... Klişelerle dolu olan, gereksiz sahneler barındıran yani öyle ahım şahım diyemeyeceğimiz sabun köpüğü bir yapım bu... Teklif'i sadece romantik komedileri sevenlere öneriyoruz.
“Şeytanın Metresi” lakaplı Kanadalı kitap editörü Margaret (Sandra Bullock), ABD’den sınır dışı edilmek üzeredir. Ülkesine dönmek istemeyen Margaret, sahte bir evlilik planlar. Kurban ise yıllardır köle gibi kullandığı zavallı asistanı Andrew’dan (Ryan Reynolds) başkası değildir. Andrew, nefret ettiği patronunun teklifini, geleceğini düşünerek (yazdığı taslağın basılmasını istemekte ve editör olma rüyaları görmektedir) kabul eder. Göçmenlik bürosu yetkilileri ise nişanlı numarası yapan çiftin peşindedir. Margaret ve Andrew, vakit yitirmeden genç adamın ailesinin onayını almak için Alaska'ya giderler. Zıt karakterlerin aşka yatkınlığını bilmeyen sanırım yoktur. Öyleyse filmimiz, tebessümü yedeğine alarak ilerleyebilir.
SOLDAKİ SON EV
Gerilim filmlerini sevenlerin de bu hafta bir seçeneği var; “Soldaki Son Ev” (The Last House on the Left)... Oğullarını yitirdikten sonra kızlarının üstünde tir tir titreyen bir anne-baba, hayatlarına bodoslamasına dalan sapık katillere adeta savaş açarlar. Soldaki Son Ev’in, korku-gerilim (içinde komedi de barındırır) türünün en ünlü ismi usta yönetmen Wes Craven’in (Elm Sokağı Kabusu, Çığlık ve Tepenin Gözleri) 1972 tarihli çıkış filminin yeniden çevrimi olduğunu hatırlatalım.
Cumhuriyet Gazetesi Hafta Sonu Eki / 20 Haziran 2009

0 yorum yazılmıştır