alper turgut Hollywood’dan Yeşilçam’a - ALPER TURGUT'UN SİNEMA YAZILARI... - Blogcu



« Önceki | Sonraki »

17/10/2009

Hollywood’dan Yeşilçam’a




ALPER TURGUT


AKP, yerel seçimlerde çok önemsediği Antalya’yı CHP’ye kaptırınca, Türk Sineması’nın gözbebeği olan Altın Portakal’a giden maddi kaynak da bir anda kesiverdi. Geçen sene Hollywood starlarının akınına uğrayan kent, bu yıl özüne dönerek Yeşilçam yıldızlarıyla tekrar buluştu. Pek kadir kıymet bilmeyen ve unutmayı öncelikli seçenek belleyen bizler için de sinema emekçilerimizi yeniden görmek umarım güzel, sarsıcı ve faydalı bir ders olmuştur.

 

46. Uluslararası Antalya “Altın Portakal” Film Festivali’nde yarışan yerli işi yapımları sizler için kısaca değerlendirelim. “Made in Europe” ile ilgimize mazhar olan genç yönetmen İnan Temelkuran, işsizlik temalı yeni filmi “Bornova Bornova”yla yeniden sınıfını (kendi tarzını geliştirerek) geçiyor. Bol kepçeden çene çalan sivri dilli bu film, tekrar kurgulanabilirse şayet, eminim taşlar yerine daha sıkı ve adamakıllı oturacak. Genç oyuncu Damla Sönmez’e ise ayrı bir paragraf açalım. O, mevcut konumundan çıkmak için şeytani fikirler geliştiren liseli “lolita” rolüyle harikalar yaratıyor.

 

“Polis”, “Güneşin Oğlu” ve şimdi de “Beş Şehir”... Yönetmen Onur Ünlü’nün rahatlıkla “tuhaf” kategorisine sokabileceğimiz filmini, beğenenler kadar burun kıvıranlar da olacaktır. İstanbul- Eskişehir-Afyon ekseninde gelişen Beş Şehir’in öyküsü, kadersizliğin de bu kadarına pes dedirtiyor. Filmin başrollerini Bülent Emin Yarar, Şebnem Sönmez, Beste Bereket, Ahmet Rıfat Şungar ile “Babam ve Oğlum”dan hatırladığımız çocuk oyuncu Ege Tanman paylaşıyor. Neyse film bitiyor ve akıllarda kedi kılığındaki Şebnem Sönmez ile Yusuf Hayaloğlu’nun yazıp Ahmet Kaya’nın seslendirdiği “Beni Vur” şarkısı kalıyor.

 

“Başka Dilde Aşk”ın, festivali bilemem ancak gişeden bir beklentisi olabilir. Yönetmen İlksen Başarır, bu ilk filminde, işitme engelli bir delikanlı ile çağrı merkezinde çalışan güzel bir kızın aşk adına yola çıktıkları hikayelerini resmediyor. Saadet Işıl Aksoy, Mert Fırat (gayet yüksek bir performans sergilemiş), Emre Karayel ve Lale Mansur’un başrolleri omuzladığı “Başka Dilde Aşk”, iyi başlıyor ancak sonunu getiremiyor. Sinema sadelikten beslenir. Filenizi öyle kafanıza göre öte beriyle doldurursanız, evdeki hesap doğal olarak çarşıya uymaz.


Iska geçilen bir medya eleştirisini de öyküsüne yediren “Babam Büfe”, kuşkusuz festivalin en zayıf halkalarından biri. Filmden ziyade amatörce kotarılmış bir skece benziyor. Ancak çok düşük bütçeli ve destek almamış bu film, yönetmeni Meriç Demiray’ı kesinlikle yıldırmasın. Sinema, elbette uzun bir koşu, ilk metrelerinde tökezleseniz de silkinip depara da kalkabilirsiz.

 

“Kara Köpekler Havlarken”i İstanbul Film Festivali’nde seyretmiş ve fazla beğenmemiştim. Mehmet Bahadır Er ile Ukraynalı Maryna Gorbach’ın ortaklaşa yönettikleri film, bir varoş hikayesinden (son dönemlerin yeni modası) demini alıyor. Tutunamayan insanlar, mafyavari yöntemler ve karikatürize tipler. Cemal Toktaş, Volga Sorgu ve Erkan Can’ın başrolleri üstlendiği film, kim bilir, belki de sizlerin ilgisini çekebilir.

 

Yarışan diğer adaylardan “Gölgesizler”, “Deli Deli Olma”, “İki Dil Bir Bavul”, “Usta” ve “Uzak İhtimal”i ise daha önce yazmıştım. Haftaya da “Kıskanmak”, “Kosmos”, “Aya Seyahat”, “Ben Gördüm”, “İlkbahar Sonbahar” ve “40”ı masaya yatırırız.

 

ZAFER ÇOCUKLARI

 

“Zafer Çocukları” (Szabadsag, Szerelem), önce Antalya’da gösterildi, dün de Türkiye genelinde vizyona girdi. Filmin yönetmeni Krisztina Goda... Senaryo, Éva Gárdos ve Joe Eszterhas’a ait. Zafer Çocukları’nın önemli rollerinde ise Kata Dobo, Ivan Fenyö, Sandor Csanyi ve Karoly Gesztesi var. Hollywood tarzına yanaşan bir Avrupa filmi olsa da ve hatta komünizme ve Sovyet Rusya’ya bodoslama dalsa da bu film, gayet iyi kotarılmış. Görüntü kalitesi muazzam, müzikler enfes. Mutlaka izleyin.

 

Macaristan, 1956 yılında Sovyetler Birliği’ne karşı (biraz batının kışkırtması biraz da özgürlük isteği) ayaklandı. Ülke, kanlı bir sürece yuvarlanırken, yönetmenimiz de araya bir aşk öyküsünü sıkıştırıverdi. Efsanevi Macaristan su topu milli takımının en önemli sporcusu Karcsi, dik başlı bir gençtir ve kalbini çalan isyanın güzel yüzü Viki’den başkası değildir. Havuzda mücadele, sokakta mücadele ve büyük bir aşk. Ayaklanma tankla ve kanla bastırılırken, olimpiyat şampiyonu olmak, Macaristanlı sporcular için bir onur savaşına dönüşecekti.

 

AŞKIM

 

“Aşkım” (Cheri), Altın Portakal’dan sonra Filmekimi’nde de karşımıza çıkacak. Özellikle kadınlara hitap eden, cicili bicili ve alengirli bu film, usta yönetmen Stephen Frears’ın daha önce çektiği  “Sensiz Olmaz” ve “Tehlikeli İlişkiler” gibi yapıtları göz önüne alınca kendisine ancak arka sıralardan yer bulabilir. Yine de Fransız yazar Colette’in kaleminden çıkan Aşkım’ı yöneten Frears, romanın aslına sadık kalmaya özen göstermiş ve iyi bir uyarlamaya imza atmış. Michelle Pfeiffer (o her yaşta güzel), Rupert Friend, Kathy Bates ve Felicity Jones’in başrolleri kaptığı Aşkım, dönem filmlerine düşkün olanlar için adeta biçilmiş bir kaftan.

 

Zengin delikanlıları baştan çıkaran zarif, güzel ve olgun bir kadın... Evet, 49 yaşındaki Léa de Lonval, genç kadınların peşinden koştuğu 19 yaşındaki ukala ve yakışıklı Fred’i kendine aşık eder. Çift, altı yıl süren birlikteliklerinin ardından yol ayrımına gelirler. Fred, biraz da annesinin zoruyla genç bir kadın ile evlenir, Lea ise hayatında yakaladığı tek aşkın Fred olduğunu keşfeder.  

 

Cumhuriyet / 17 Ekim 2009

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Google