8/11/2009
Hey uzaylı burası “Getto”

ALPER TURGUT
“Yasak Bölge 9” (District 9), garibim uzaylıları dünyaya geldiklerine bin pişman eden vahşi insanoğluna dair, zeki, etkileyici ve kafa karıştırıcı bir bilimkurgu filmi. Hayli matrak, tek kelimeyle tuhaf ve inadına güzel bir film bu... Üstelik tümden sosyal içerikli ve kara kara düşündürtmeye meyilli de... Ucundan kıyısından ırkçılığa eğilimli olması ise tehlikeli (alt metinden yedirseler de biz uyandık ve bu durum canımızı sıkmadı değil)... Filmi sırtlayanlar mı? Ziyadesiyle yetenekli ve şeytani...
Filmi, 30 yaşındaki Güney Afrikalı sinemacı Neill Blomkamp yazdı ve yönetti. 30 milyon dolara mal olan Yasak Bölge 9’un yapımcılığını ise Yüzüklerin Efendisi’nin Yeni Zelandalı rejisörü Peter Jackson üstlendi. Türler arası fuhuş, “uzaylılar giremez” yazılı dükkânlar, yaratık eti yiyen çete reisi, sadece uzaylıların kullanabildiği eksantrik silahlar ve çok amaçlı robotlar, kara büyü, Güney Afrika’da ne aradıkları anlaşılmayan ve film boyunca aşağılanan Nijeryalılar... İşte aksiyon, atraksiyon, atmasyon... Kâfi ölçüde mizah ve bilcümle heyecan bu filmde... Sakın kaçırmayın.
Yıl; 1982... Gaipten gelen dev ve oldukça teferruatlı uzay gemisi, yerküreyi ziyaret eder. Ve ne hikmetse üzerinde asılı duracağı kenti, bilindiği üzere hiçbir zamazingoyu kati suretle kaçırmayan ABD’den değil de, Güney Afrika Cumhuriyeti’nden seçer. Dünyamız büyük bir şaşkınlık içerisindedir, ülkenin en büyük kenti Johannesburg ise davetsiz misafirin yüzü suyu hürmetine esaslı bir ilginin odağı olmuştur. Sadede gelirsek, Johannesburg ile dünya dışı zımbırtı, uzun bir müddet karşılıklı bakışırlar.
İnsanoğlu, doğası gereği sabırsızdır ya; sonunda dayanamayıp harekete geçerler ve uzay gemisinin kapısını, meşakkatli bir uğraşının ardından aralarlar. Gördükleri diz boyu sefalettir. Uzaylıların tamamı açlıktan bitap düşmüştür ve acil tarifesinden bir yardıma muhtaçtırlar. İnsanlar, zor durumdaki ve sağlıksız koşullardaki bedbaht yaratıklara acır (bu acıma hissi daha sonra kin, nefret ve öfke olarak geri dönecektir) ve zilyon tane uzaylı, Johannesburg’daki “9. Bölge” kampına yerleştirilir.
YARATIKLAR, SÜRGÜN VE KEDİ MAMASI
İnsanların “karides” ve “çöp yiyenler” adlarını taktıkları bu yaratıklar, araba lastiği ve kedi maması lüpletmekten müthiş keyif alıyorlar. 9. Bölge Kampı’nı, Nijeryalı gangsterle paylaşan uzaylıların sayısı da aradan geçen 20 yılda çoğalıyor ve rakam 1,8 milyona dayanıyor. Zamanla Johannesburglular ile aralarında adı konulmamış bir savaş patlak veriyor. Ne yapsın zavallılar; araba yakmayı, trenleri raydan çıkarmayı eğlenceli buluyorlar. Taraflar zayiat vermeyi sürdürence bu kez devreye silahlı bir birimi de (kelle avcıları) bulunan Dünya Dışı Medeniyetler (MNU) adındaki şaibeli örgütlenme giriyor. MNU’ya bağlı Uzaylı İlişkileri Departmanı’nda operasyon saha şefi olarak çalışan Wikus van de Merwe (çiçeği burnunda aktör Sharlto Copley resmen döktürmüş), uzaylıları, kentten 200 kilometre ötede kurulan daha da rezil yeni kampa (10. Bölge) taşınmaya ikna etmekle yükümlüdür.
Aslında MNU, dünyanın en önemli silah üreticisidir ve uzaylıların lazer güdümlü oyuncaklarına göz dikmiştir. Tahliye için yapılan tehdit içerikli ikna turları sırasında beklenmedik bir kaza olur. Aslen saf, silik ve sakar bir tipe karşılık gelen Wikus, yaratıkların en zekisi Christopher Johnson’un 20 yılda oluşturabildiği –Çünkü Christopher, kumanda modülüne sahiptir ve uzay gemisini tekrar çalıştırıp oğluyla birlikte dünyayı terk etmek istemektedir- yaşamsal öneme haiz uzay sıvısını üstüne bulaştırır. Karideslerle dalga geçen Wikus’un yaratığa dönüşme süreci başlamıştır. Biricik aşkı karısından ayrı düşmenin üzüntüsüyle yıkılan Wikus, bir anda dünyanın en değerli adamı haline gelmiştir. Uzaylılardan başka kimsenin ateşleyemediği silahlar, bir insanın elinde kükremeye hazırdır. Kendini, yaratıkların kesip biçildiği laboratuarda bulan kahramanımız, can havliyle kaçıp kurtulur. Şimdi uzaylı Christopher ile işbirliği yapma ve yeniden insan olabilmek için kavga etme zamanıdır.
İNCİR ÇEKİRDEĞİ
Meslektaşım ve arkadaşım Müjgan Halis’in “Batman’da Kadınlar Ölüyor” adlı kitabından yola çıkan “İncir Çekirdeği”, birçok yapımın sanat yönetmenliğini üstlenen Selda Çiçek’in ilk filmi. Güneydoğu’daki kadın intiharlarından, berdele, mayından, kadın-erkek eşitsizliğine dek birçok sorunu anlatmayı deniyor. Özgü Namal ile Derya Durmaz’ın sırtladığı film, tüm kusurlarına karşın iyi niyetli bir denemeye karşılık geliyor. Vizyona giren tonla “uyduruk” yapımı göz önüne alırsak, fena değil, hiç fena değil. Selda Çiçek, adını not ettik, yeni filmlerini bekliyoruz.
KISKANMAK
Zeki Demirkubuz’un son filmi “Kıskanmak”, dün gösterime girdi. İki hafta önceki Altın Portakal değerlendirmemizde, filmi beğenmediğimizi zikretmiştik. E haliyle görüşlerimizde değişen bir şey yok. Üstelik Kıskanmak’ın neresini tutsak, orası elimizde kalacak. Öncelikle bu yapım, büyük bir eksiklik hissi veriyor. Kendi adıma, Demirkubuz’un uyarlama değil kendi öykülerini çekmesini diliyorum. Filmin güzel kadını Berrak Tüzünataç, oyunculuk dersinden sınıfını geçemiyor. Çirkin kadın karakterine can veren Nergis Öztürk (Antalya’da ödülü kaptı) ise biraz makyaj yardımı, biraz da kilit rolün katkısıyla barajı kıl payı aşıyor. Serhat Tutumluer ve Hasibe Eren için görevlerini yapmışlar diyelim. Genç oyuncu Bora Cengiz ise resmen sırıtıyor. Neyse film başlıyor ve bütün kadınları baştan çıkartan yakışıklı çocuk arzı endam ediyor. Hayda... Cumhuriyetin ilk yılları ve delikanlının saçı, bildiğiniz yeniyetme “Emo”larla eşdeğer... Kahkahaya atmama ramak kala kendimi frenlemeyi başarıyorum. Şimdi diyeceksiniz ki; ne anlatıyorsun? Evet, sahi ne anlatıyorduk.
Cumhuriyet Hafta Sonu / 07 Kasım 2009

0 yorum yazılmıştır