11 09 2010

Film ile TV dizisi başka başka şeylerdir

 

ALPER TURGUT

 

Evet, kurak geçen yaz mevsimi sona erdi ve yerli filmler gösterime girmeye başladı. Bursaspor ve koyu taraftarlık konusunu dert edinen “Adı Aşk Bu Eziyetin” adlı yapımın ardından sırada kan davası utancını kurgulayan “Paramparça” var. Filmin yönetmeni Naci Çelik Berksoy, senaryo ise filmin başrolünü de üstlenen Ozan Çobanoğlu’na ait. Kurgu olmamış, senaryo evlere şenlik, diyaloglar yok artık dedirtecek denli saçma sapan, oyunculuk sınıfta kalmış ve her şeyden öte inandırıcılık yerlerde sürünüyor. Sen bizi inandıramazsan, anlatmayı istediğin öykünün içine nasıl çekeceksin, her hangi bir bağın kurulmasını engellediğin an, seyirci ile beyazperde arasında bir uçurum doğuyor, sonra ya kafanda gündelik hayata dair ne sorun varsa ona dönüyorsun ya da hata arıyorsun film boyunca... Sonuçta; sıradan bir TV dizisi olacak şey (artık her neyse) , önümüze film diye sürülüyor. Ama işte gelin görün ki; kanmıyoruz, gözümüz tok. Kesinlikle önermiyoruz.

 

KARİKATÜRİZE VE TEK DÜZE

 

“Adele’nin Olağanüstü Maceraları” (Les Aventures extraordinaires d'Adèle Blanc-Sec)... Luc Besson, artık sıkılmadan, bıkmadan usanmadan hayli karikatürize ve şüphesiz tek düze filmler çekiyor. Adele’nin, yaklaşık 100 yıl önce Mısır’dan Paris’e taşıdığı serüveni, ne cezp edici, ne komik ne de zekice... Canlanan kibar mumyalar, tarih öncesinden fırlayan (hayır, yumurtadan çıkan) uçan bir dinozor ve hepsi birbirinden tuhaf tipler... Hazret, araya da karşılıksız bir aşk, suçluluk hissiyle depreşen kardeş sevgisi ve uyduruk bir cinayet eklemiş. Tam 10 yıl önce bu filmi çekmeyi aklına koyan Luc Besson, bizce çok zaman kaybetmiş, böyle kötü bir film için beklemeye değmezdi ki... 

 

MİLLA BİLE YAŞLANIYOR, ZALİMSİN HAYAT

 

 “Resident Evil: Ölümden Sonra” (Resident Evil: Afterlife)... Senarist-yönetmen Paul W. S. Anderson, serinin dördüncü filminde (beşinci yolda), bizleri üçboyutlu bir eğlenceye çağırıyor. Ancak söylemedi demeyin, gayet ucuz bir eğlence bu, aksiyon tamam, ötesi yok. Her şeye meydan okuyan, yenilmez kahraman Alice karakterine can veren güzeller güzeli Milla Jovovich yaşlanmaya başlamış, gözümüzden kaçmadı. Düşünün artık durumun vahametini, filmi değil, Milla’yı konuşuyoruz. Tavsiye etmiyoruz.

 

HAFTANIN EN İYİSİ

 

“Centilmen” (The American), Hollandalı yönetmen Anton Corbijn’in, ABD’li ünlü aktör George Clooney’i başrole oturtarak, İsveç ve İtalya’da çektiği bizce haftanın en güzel filmi. Violante Placido, Thekla Reuten ve Paolo Bonacelli’nin yan rollerde sırıtmadığı, tarihi bir İtalyan kasabasının güzelliğini fonuna oturtan, dozunda bir erotizm ve müzikleri enfes bu suç ve aşk hikâyesini eminim seveceksiniz.

 

BU FİLM ÇOCUKLARA DAİR

 “Saftirik Greg’in Günlüğü” (Diary of a Wimpy Kid), çoksatar bir kitaptan uyarlanan bir çocuk filmi, elbette arkadaşlığın önemini anlatıyor. Ortaokulun en gözde öğrencisi olmak isteyen yeniyetme Greg, bunun için çeşitli planlar geliştirir. Hatta diğer öğrencilerin ilgisini çekmek uğruna, en yakın arkadaşını kaybetmeyi göze alır. Ancak bocalama süreci, gerçek dostluğun temellerini atacağı bir dönüşümün de habercisidir. Bu film, çocuklar ve hep çocuk kalacaklar için.

75
0
0
Yorum Yaz