04 06 2010

“Ev”, “Koy” ve elbette “Yaşamaya Değer”

 

 

ALPER TURGUT

 

“Biri Bizi Gözetliyor” muadili bir “Ev”, yarışmacılar, özü bırakıp, sözde bir kimlik ile kendini ispat etmeye didiniyor, her şey sahte, milyonlarca gözün önünde –röntgencilik desek ağır mı kaçar?- sahnelenen ve izleyenlerin kötü bir şaka gibi oy yağdırdığı bir garabet. Ama zor, her dem oyunu bozar. Silahlı külahlı adamın biri çıkar, canlı yayında evi basar. Ve yalan, bir an da gerçeğe dönüşür. Ev adlı film hakkında olumsuz düşüncelerim vardı ve çıtam hayli düşük sevideydi. Ancak yapım, önyargılarımı kırdı, çıtayı yükseltti. Evet;  “Oyunu kimin başlattığı değil, kimin bitirdiği önemlidir.”

 

Alper Özyurtlu ve Caner Özyurtlu’nun yazıp yönettiği Ev’in başrollerinde Deniz Celiloğlu, Kerem Atabeyoğlu, Alpay Atalan, Gülçin Santırcıoğlu, Funda Eryiğit ve Şükran Ovalı var. Konuk oyuncular ise; Okan Bayülgen, Oğuz Haksever, Özge Ulusoy, Ece Üner ve Burak Törün. Özel hayatları, kirli bir çamaşır gibi ortaya seren TV formatına karşı getirilen, geliştirilen eleştirel yaklaşım, filmin en büyük artısı... Bağırış çağırış biraz kulakları tırmalasa da, şiddetin dozu için tam kıvamında diyebiliriz. Özellikle zeki, anarşist ve oyunbozan bir tipe hayat veren Deniz Celiloğlu, harika bir iş çıkarmış. Ev, rehin alınan yaşamlara dair, ama asıl rehineler kim? Oyunu kuranlar mı, oyuna dalanlar mı, oyuncak olanlar mı, ekran başındakiler mi? Yanıt belli; muğlâk değil asla, açık, apaçık.  

 

BİZLER MASUM DEĞİLİZ

 

“En İyi Belgesel Film” dalında Oscar’ı kucaklayan “Koy” (The Cove), Japonya’daki yunus katliamı üzerinden insanlığa, insanlığımıza sert bir darbe indiren kalburüstü bir belgesel. 5 Haziran Cumartesi Dünya Çevre Günü’nde NTV Yeşil Ekran’ın katkılarıyla beyazperdeye taşınan Koy için yegâne itirazım, salt suçlunun Japon balıkçılar olarak gösterilmesine... Aslında tek masum yunuslar ve bizler, vahşi doğaya savaş açmaya yeltenen insanoğulları hepten suçluyuz. Koy, kaçırılmamalı.

 

YÜREĞİMİZDEN YAKALAYAN BİR FİLM

 

“Yaşamaya Değer” (Hedgehog), sevdayı kilitleseniz, kapılar ardında tutsanız ne çıkar. Kapıcı bir kadın, burjuvalar, Uzakdoğulu bir centilmen, intihara meyilli bir kız çocuğu... Bu film, mizah ile trajediyi harmanlıyor ve yüreğimizden yakalamasını çok iyi beceriyor.

 

Muriel Barbery'nin çoksatar romanı “L'Elégance du Hérrison”dan uyarlanan Yaşamaya Değer, bir apartmanda hayat buluyor, yaşam ve ölüm, yalnızlık ve sevda arasında mekik dokuyanlar, eninde sonunda rastlaşıyorlar. İşte kaçış yok, alt veya üst sınıf, zengin ya da fakir, çocuk ile yaşlı, kesişiveriyor hayatlar. Kitap kurdu, huysuz ve içedönük kapıcı kadın rolündeki Josiane Balasko, resmen döktürüyor. Togo Igawa ve küçük oyuncu Garance Le Guillermic de karakterlerine cuk diye oturuyorlar. Yaşamaya Değer, karamsar ve ağlatma görevini üstenen bildik filmlerden değil, hatta hayat dolu... Peki, üzmüyor mu? Haliyle üzüyor ama bir yandan da gülümsetmeyi deniyor. Mutlaka izleyin.  

 

POLİSİYE TUTKUNLARI KAÇIRMASINLAR

 

Güney Koreliler, tartışmasız sinemaya yeni bir soluk katıyor, “Ölümcül Takip” de (Chugyeogja) “helal” diyebileceğimiz sayısız örnekten sadece biri.

Yönetmen Hong-Jin Na, kadın satıcısı gaddar bir pislikten, 12 saat içinde insana dönüşen bir adamı anlatıyor. Seri katil çıkışlı, sem sert, tempolu, adrenalin takviyeli ve öyküsü sağlam... Zaten Hollywood da zaman kaybetmeden filme el atmış, esinlenmeden, kopyalamadan, yeniden çevirmeden rahat edemiyor ki adamlar. Es geçmeyin, Ölümcül Tuzak, polisiye tutkunları için kaçırılmaz bir fırsat.   

 

CUMHURİYET GAZETESİ

0
0
0
Yorum Yaz