16 05 2009

Dünyanın gidişatı ve “Zamanın Ruhu”




ALPER TURGUT


Zeitgeist
, “zamanın ruhu”na karşılık geliyor. “Zeitgeist the Movie” (2007) ve ardılı “Zeitgeist Addendum” (2008) ise “yeni dünya düzeni”ni sarsıcı ve en çarpıcı biçimde sorgulamayı deneyen, vahşi kapitalizm, emperyalist savaş aygıtı ve kurumsallaşmış din (paganizmden bugüne) üzerine kafa yormayı amaçlıyor.

 


Günümüzde, insanın ruhu paranın, zamanın ruhu ise küreselleşmenin esiri değil mi? Goethe; “kimse özgür olduğunu zanneden köleler kadar umutsuzca köleleştirilmemiştir” der. Ücretli kölelik düzeninin bundan güzel tarifi olamaz. Ekonomik buhranların yaratılması, korku toplumunun inşası ve tam tekmil demokrasi aldatmacası... Her taşın altından çıkan para heyulası ile karanlık güçlerin acımasız hegemonyasına karşı adı geçen belgesellerde dillendirilenler, kuşkusuz düşüncelerinizi kamçılıyor, algı ayarlarınızla oynuyor, beyin jimnastiği yapmanıza yol açıyor. Peki, mitralyöz atışı gibi ardı arkası kesilmeyen ve hiç ıskalamayan zehir zemberek söylemler, gerçek ile ne kadar örtüşüyor. İşte bu tartışılır. Kimi böylesi bir cesareti ayakta alkışlar, kimi komplo teorilerinden dem vurup, ucuz bir manipülasyon der geçer. Doğruluk göreceli, yalan ise her yerdedir. Sonuçta; ya inanır, ya da iplemezsiniz. Ancak doğayı ve hayatlarımızı tehdit eden amansız tehlikeler ise mevzubahis herkes eteklerindeki taşı dökmelidir. Dünyanın çivisinin çıktığına inanıyorsak ve hala ütopyalardan medet umuyorsak yanlış giden bir şeyler yok mudur? Gerçek bizi özgür kılacaksa şayet, Mao’nun dediği gibi bırakalım “yüz çiçek açsın, bin fikir yarışsın”...
 

AMAÇ TEK BİR DÜNYA DEVLETİ


 


Zeitgeist belgesellerini, şu ana dek 100 küsur milyon kişi seyretti. (İnternetten izlenen ve indirilen filmler arasında uzak ara birinci ve ikinci). Belgeseller, öncelikle dinlerin (özellikle tek tanrılılar) safsata olduğunu içeren ve dolayısıyla Hıristiyan sofuların tepkisini çeken şamar muadili sıkı bir girişle başlıyor. Zamanın Ruhu, kitlelerin dizginlerini ele alabilmek adına şiddete maneviyat katan ve Vatikan’la doruğa çıkan Hazreti İsa öğretisinin, Mısır mitolojisinden araklandığını savunuyor. Sonra 11 Eylül saldırılarının, ABD’nin iç operasyonu olduğunu vurgulayan bildik ama yakıcı bir bölüm bizi karşılıyor. Ardından ABD İmparatorluğu’nun birinci ve ikinci paylaşım savaşlarına nasıl da büyük bir hinlik ve sinsilikle katıldığı resmediliyor. Vietnam, Afganistan ve Irak işgalleri ise zaten sömürgeci para babalarıyla ve kana tapan silah tüccarlarının malum oldubitti projesi...  “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” kitabının yazarı John Perkins, 1953’de İran,1954’de Guatemala, 1981’de Ekvator ve Panama, 2002’de Venezüella ve 2003’te Irak’ta yaşanan kapitalist darbe ve darbe girişimlerini bir bir sayıyor. Zeitgeist, Amerika, Kanada ve Meksika’nın sınırlarının kaldırılıp Kuzey Amerika Birliği’ni kurma çalışmalarını da (resmen gizli saklı sürdürülüyor, medyada da asla yer bulamıyor) anlatıyor. Erk sahiplerinin amacı tek bir dünya devleti... Ve tahmin ettiğiniz üzere; komünizmin sınıfsız, sınırsız toplum istemiyle alakası bile yok. Evet, parayı veren düdüğü çalar. Ama unutulmasın ki; aynı zamanda biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar.


VENÜS PROJESİ BİR ALDATMACA MI?



 

Zeitgeist belgesellerinin sonunda -haliyle işkillenmemize neden olan- “Venüs Projesi” adında alternatif bir dünya ve gelecek projesi sunuluyor. Banka iflaslarının sona giden yolun başlangıcı olduğunu savunan proje yürütücüleri, paranın egemenliğinin artık bittiğini, şimdiye dek görülmemiş ekonomik küçülmenin, piramit şeklindeki (altta ezilenler en üstte sömürenler) çağı nihayete erdireceğini iddia ediyorlar. “Sevginin gücü, güce duyulan sevgiyi yendiğinde dünya gerçek barışla tanışacak…” diyen Zeitgeist muhalifleri, izleyicilere şöyle sesleniyor; bankalara para yatırmayın, televizyonda haber izlemeyin (bağımsız internet sitelerini tercih edin), ABD ordusuna asker yazılmayın, enerji şirketlerini desteklemeyi bırakın, politik düzeni reddedin, harekete katılın. (ABD’de 500 bin kişi Venüs Projesi’ne üye olmuş bile)  Paranın tamamen ortadan kalktığı, gayet çevreci, teknolojinin nimetlerinden yararlanan, kaynakları insanlarla eşit şekilde paylaşan, petrol dışı enerji seçeneklerinden faydalanan (4 bin yıllık bir enerjiden bahsediliyor) bu proje, hem içimizi ısıtıyor hem de şüphelerimizi körüklüyor. Pirelenmemizin nedeni ise şu soruda yatıyor; Venüs Projesi ile ortaya atılanlar, insanlığın çıkarına mı yoksa birilerinin yeni iktidar sahipleri olması adına mı?


YES MEN DÜNYAYI KURTARIYOR



 

28. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin NTV Belgesel Kuşağı’nda izlediğim “Yes Men Dünyayı Kurtarıyor” (The Yes Men Fix The World),  dünyayı babalarının çiftliği gibi kullanan çok uluslu büyük şirketlere musallat olan zeki, komik ve enerjik bir grubun maceralarını anlatıyor. Grubun elebaşlarından Andy Bichlbaum ve Mike Bonanno'nun (sahte adlar),  kâh bir tröstü zora sokmak için kimlik değiştirip 300 milyon kişinin izlediği BBC haberlerine konuk oluyorlar, kâh “Irak Savaşı bitti” başlıklı binlerce sahte “New York Times” bastırıp halka dağıtıyorlar. Onlar, dünyayı yaşanılmaz kılanlara karşı adeta savaş açmışlar ve yaptıkları gerçekten takdire şayan. Dur durak nedir bilmiyorlar ve hür türlü kodaman toplantısına bir şekilde sızmayı başarıyorlar. Sonra şirket adına haksızlığa yol açtıklarından dem vurup, toplumdan özür diliyorlar. Tazminat ödeyeceklerini eklemeyi de unutmuyorlar. Ve tahmin edersiniz ki; ortalık bir anda karışıveriyor. New Orleans’ı yıkan Katrina kasırgası mağdurlarına toplu konut sözü vermek, NBC (nükleer, biyolojik, kimyasal) silah üreticilerini küçük düşürmek, Hindistan’da sanayi kazasının ardından ortaya salınan zehirli gazlar nedeniyle binlerce kişinin ölümüne dikkat çekmek... Kahramanlarımız gezegenimizi kurtaramasalar bile hiç olmazsa deniyorlar ve herkesi ellerini taşın altına sokmaya davet ediyorlar. Umarım, NTV bu harikulade belgeseli en kısa sürede ekranlara taşır.

 

Cumhuriyet Hafta Sonu / 16 Mayıs 2009     

99
0
0
Yorum Yaz