28 08 2010

Diriliş, ölümden de beterdir

 

ALPER TURGUT

 

“Diriliş” (After.life), yaşamayı beceremeyenlere, ölüm size daha uygundur gibi oldukça tuhaf ve hayli sakat bir mesaj veren, Araf’ta kalanlara dair fantastik bir deneme. Ölenler tabuta konulana dek gerçekten mi diriliyor yoksa bu durumun tanığı cenaze levazımatçısı, kurbanlar dahil hepimizi mi kandırıyor, işte tam bu nokta muğlakta kalıyor. Mantık hataları, saçmalıklar ve türlü gariplikler… Ve zihinlere takılan acaba sorusu… Kısaca Diriliş, topu bize atıyor ve hiç kuşkusuz düşünün diyor, üstelik ipuçları da veriyor. Bakalım bu bulmacayı çözebilecek miyiz?

 

Diriliş ile ilk uzun metrajlı filmini çeken 35 yaşındaki Varşovalı kadın yönetmen Agnieszka Wojtowicz-Vosloo, senaryoya da Paul Vosloo ve Jakub Korolczuk’la birlikte imza attı. Diriliş’in başrollerini Christina Ricci, Liam Neeson, Justin Long ve çocuk oyuncu Chandler Canterbury üstleniyorlar. Geçen hafta da “A Takımı” ile sinemalarımıza konuk olan usta aktör Liam Neeson, tarifeyi değiştirmiyor ve yine döktürüyor. Uzunca bir süredir sesi soluğu çıkmayan soluk benizli minyon aktris Ricci ve Hollywood’un yıldızı giderek parlayan aktörlerinden Long ise sadece durumu kurtarıyorlar. Filmin epey ağır bir temposu var, dikkat edilmesi gereken detaylar için aslında akıllıca bir seçim bu, şüphesiz. Gerçek ile gerçeküstünü iç içe sokup, esrarengiz havayı finale dek taşımasıysa, Diriliş’in en büyük artısı. Üstelik seyircinin gerilmesi için ucuz ve bildik korku filmi atraksiyonlarına sığınmıyor. Diriliş, şüpheden besleniyor ve hayatınızı dolu dolu yaşamanızı salık veriyor. Özetle; bu film izlenmeyi hak ediyor, bizden söylemesi.  

 

Mutsuzluk abidesi ve kendisiyle didişme uzmanı öğretmen Anna, trafik kazası geçirir ve gözlerini açtığında, cenaze evinde olduğunu anlar. Kendisini cenaze törenine hazırlayacak olan soğukkanlı ve gizemli Eliot Deacon ile böyle tanışır. Anna öldüğüne inanamaz, Eliot onu ikna etmeye çalışır. Misal, ondan hayatını sorgulamasını ister, sen zaten yaşayan ölüydün diye de öteki tarafa geçiş yapması için ince ince işler. Ancak yaşamdaki Anna her şeyden vazgeçmiş bir kadınken Araf’taki Anna çok inatçıdır. Anna’nın sevgilisi Paul ise ölümünde sorumluluk hissettiği ve deliler gibi sevdiği için yası tutmayı bir kenara bırakır ve Anna’yı kurtarmaya çalışır. Cenaze töreni yaklaştıkça Anna, nefes de aldığı halde ölümü kabullenmeye başlar, Paul ise ona ulaşmak uğruna çırpınır durur. Eliot, bir seri katil midir, Azrail midir, öbür dünyayla bağlantı kurabilen bir ölümlü müdür, pek renk vermez. Ölüleri kemiren kurtçuklardır, bu kesin. Yaşayanların içini kemiren peki, kuşku değil midir?  

 

CİLALA PARLAT VE YENİDEN ISIT

 

“Karate Kid”, yeniyetme hevesleri, Uzak Doğu’nun dövüş sanatlarıyla tanıştıran  26 yıllık bir klasik idi. Yıllarca delikanlılar, filmin en bilinen repliği, “Cilala ve Parlat” ile baygınlık veren espriler yaptılar, bilek hareketlerini artık kusturacak denli ezberledik. Ve tam da unutuluyor demiştik ki, yeniden ısıtılıp önümüze getirildi. Filmin başrollerini Jaden Smith, Jackie Chan ve Taraji P. Henson sırtlıyorlar. Geçmişin tadını almak elbette mümkün değil, ancak bırakalım da günümüz çocukları ve gençleri, kendi kararlarını kendileri versinler.

0
0
0
Yorum Yaz