24 07 2010

Çizgi filmi aşamayan bir Avatar

 

 

ALPER TURGUT

 

“Avatar” adlı ünlü ve hayli güzel çizgi film serisinden uyarlanan, yüksek bütçeli ve M. Night Shyamalan imzalı “Son Hava Bükücü” (The Last Airbender), 2000’li yılların en büyük çıkışını yakalayan yönetmen Christopher Nolan’ın çektiği “Başlangıç” (Inception) ile birlikte yaz aylarının en çok beklenen iki filminden biriydi. Önümüzdeki hafta ülkemizde gösterime gireceği kesinleşen Başlangıç, ABD’de şimdiden yılın filmi ilan edildi, bugün vizyon diyen Son Hava Bükücü ise senenin en büyük fiyaskosu oldu. Üstelik Son Hava Bükücü, bir üçlemenin ilk ayağı, demek ki daha çekecek çilemiz var. Bir film ancak bu kadar kötü uyarlanabilir, yönetmenlik, oyunculuklar, kurgu, duygu, istisnasız her şey deyim yerindeyse yerlerde sürünüyor. Öfkeden beyazperdeyi bükmek istemiyorsanız, önerim, sinemanın yanından bile geçmeyin olacaktır.

 

“6. His”, “Ölümsüz”, “İşaretler” ve “Köy” ile sinemaseverlerin gönlünde taht kuran Hint asıllı yönetmen Shyamalan, “Sudaki Kız” ve “Mistik Olay” ile keseden yemeye başlamıştı. Son Hava Bükücü ise artık resmen düşüşe geçtiğinin ilanı gibi... Kişisel sinema serüveninden izler taşımayan bir film çekmek, sanırım bir yönetmenin, hem seyircisine hem de kendisine ihanet etmesidir, aslında böylesi bir garabete, sipariş film bile denmez ya, neyse... Filmin başrollerinde Noah Ringer, Nicola Peltz, Jackson Rathbone, Shaun Toub, Aasif Mandvi, Cliff Curtis ve “Milyoner” ile tüm dünyanın tanıdığı bir isme dönüşen Dev Patel var.

 

Hava, su, toprak ve ateş ile simgelenen ve sırtını Uzakdoğu felsefesine dayayan fantastik bir öykü olan Son Hava Bükücü’nün, üç yıl boyunca yediden yetmişe herkesi ekran başına toplayan Avatar: Son Hava Bükücü adlı animasyonun, fersah fersah gerisinde kaldığını söyleyebiliriz. Avatar çizgi dizisi, Hinduizm, Eskimo kültürü ve daha pek çok kaynaktan beslenmiş ve mitolojiye duyduğu saygıyla, büyük takdir toplamıştı. Shyamalan, 2007 yılında Avatar’ın isim hakkını, yaptığı filmle dünya gişe rekoru kıran James Cameron’a kaptırınca elinde kalan Son Hava Bükücü oldu, Cameron’un sahte Avatar’ı aldı başını gitti, gerçek Avatar uyarlaması ise sınıfta kaldı. Kızları, Avatar’ın hayranı olduğu için projeye hayata geçirmek isteyen Shyamalan, “Çekimlerin her günü ölümüne korkuyordum. Bunaltıcı olabilirdi, birçok bilinmeyen vardı. Bu film, şu ana kadar yaptığım her şeyden iki buçuk kat daha büyük” diyor. Demek neymiş; devasa ve çetrefilli değil, basit ve özgün olandır, senin sinema yürüyüşündeki kılavuzun, evet, kocaman prodüksiyonlar herkesin harcı değildir.  

 

AVATAR, DÜNYANIN BİRİCİK DENGESİDİR

 

Dünya, Ateş Ulusu’nun hâkimiyetine girmek üzeredir, Hava Ulusu’nu yok eden Ateş insanları, şimdi dinmeyen yıkım arzusuyla, Su ve Toprak kabilelerine yönelmiştir. Dünyayı ve dört ulusu dengede tutan, yenilmez ruhani savaşçı Avatar, 100 yıldır kayıptır. Genç su bükücüleri Katara ve erkek kardeşi Sokka, yetenek çalışması yaparken bir kürenin içerisinden Aang adlı bir çocuğu kurtarırlar. Aang, Hava Ulusu’nun yaşayan son ferdidir ve henüz bilmese de dünyaya düzeni geri getirecek, Avatar, odur. Ancak önce becerilerini geliştirmeli, dört eğilimin de savaş sanatında ustalaşmalıdır.

 

YARAT, SEVİŞ VE ÜRK...

 

 

 

“Deney” (Splice), DNA katkılı, laboratuar çıkışlı ve gayet tuhaf fantezilerle süslü bir gerilim filmi. Bilime gönül vermiş, deha seviyesindeki bir çift düşünün (Piyanist’in Oscar’lı delikanlısı Adrien Brody ve tam tekmil oyuncu Sarah Polley), onlar uçan, suda yaşayabilen, dişiyken erkeğe dönüşebilen garip bir canlı yaratıyorlar, üstelik kadın olanı, kendi DNA’sını katıyor bu yarı insan görünümlü Dren (Delphine Chaneac) adlı şeye. Etik metik hikâye oluyor, insan egosu, tanrısal bir haz ile bilimin de canına okuyor. Dren’i tüm dünyaya tanıtmak yerine, kilitliyorlar, saklıyorlar ve hatta işkence ediyorlar zavallıya... Zavallı dediğimize bakmayın, uysal hayvanlardan aldığı katkıdan bir sorun çıkmıyor, Dren’i canavarlaştıran insan geni oluyor. Erkek bilim insanı, dişi Dren ile sevişiyor, sonra Dren herif oluyor, kadın bilim insanına tecavüz ediyor. Oyy oyy... Daha da anlatmayalım. “Küp” (Cube) ile tanıdığımız İtalyan asıllı ABD’li yönetmen Vincenzo Natali’nin çektiği Deney, bilimsel güzergâhından sapıp, aman milleti nasıl gerelim basitliğine park ettiği an kaybediyor. Ne yazık ki; vasatı aşamıyor, seyircisiyle kaynaşamıyor.    

0
0
0
Yorum Yaz