08 08 2010

Bol ödüllü bir ‘genç cadı’

 

 

ALPER TURGUT

 

Sinemaseverler, genç ve yetenekli aktris Damla Sönmez’i, ilk kez işsizlik temalı ve hayli sivri dilli “Bornova Bornova”da tanıdı. Filmle ilgili yazımda, Sönmez’e ayrı bir paragraf açmış ve “O, mevcut konumundan çıkmak için şeytani fikirler geliştiren liseli “lolita” rolüyle harikalar yaratıyor” demiştim. Elbette, ödül hak edeni bulacaktı, o, 46. Uluslararası Antalya “Altın Portakal” Film Festivali’nde yardımcı kadın oyuncu ödülünü kaptı. Sonra Sadri Alışık Film ve Tiyatro Ödülleri’nde umut vaat eden oyuncu ödülünü, geçtiğimiz günlerde de Uçan Süpürge’de “genç cadı” ödülünü kucakladı. Sönmez, Sorbonne Üniversitesi’nde akademik tiyatro eğitimi aldıktan sonra şimdilerde Yeditepe Üniversitesi’nde tiyatro okuyor. O, araya da biri Kösem Sultan’ın gençliğini üstlendiği, diğeri de türbanlı genç bir kadını oynadığı iki film sıkıştırmasını bildi.

 

—Altın Portakal ödülünün ardından hayatınızda ne değişti?

 

Bilinçlendim, artık çok farklı bir yerden bakıyorum. Bornova Bornova, kişisel gelişimim için bana çok fayda sağlayan bir işti. Öncelikle eleştirel bakışım gelişti. Bunun dışında hala öğrenci olduğum için finallerime gidip geliyorum, ders ve sahne çalışıyorum. Her şey aynı akışında devam ediyor aslında.

 

—Ya genç cadı ödülü?

 

Böyle bir ödül almakta çok mutluluk verici... Çünkü sadece oyunculuk üzerine değil, filmdeki rolümün duruşu da göz önüne alınarak değerlendirilmiş bir ödül. Ben tek başıma değil karakterim Özlem'le beraber aldım bu ödülü. O yüzden çok farklı, çok önemli bir ödül benim için.

 

—Bornova Bornova’ın Özlem’i nasıl bir karakter ve sinemamızın kadın rollerinde cinsiyet ayırımcılığı var mı?

 

Özlem anlaşılmaya çalışılması gereken bir kız. Aslında klasik bir hikâyede kadın, ya dansöz ya şarkıcı olurdu ya da kötü yola düşerdi. Ama bu öyle değil, kendi ayaklarının üzerinde durabilmek için cinayet gibi çok akla gelmeyecek bir yola başvuruyor. Ama bunu yapması da gerekiyor. Cinsiyet ayırımcılığı, salt Türk Sineması’nda değil, tüm dünyada çok sık görülen bir sorun. Çünkü genel algı bu şekilde. Özlem'in gerekçesinde de yazıyor aslında. Erkeklerin dünyasında erkekmiş gibi yer almaya çalıştı ama bir yandan da kadınsılığını kaybetmedi.

 

Oyunculuk eğitimi için bir süreliğine New York’a gitmişsiniz. Bu tür girişimler oyunculuk adına size neler katıyor?

New York Film Akademi’de iki aylık bir workshop’a katıldım, oyunlar izledim, gezdim... Susan Batson ve Stuart Burney’le de tanışıp çalışma imkânım oldu. İnsanla ilgili bir iş yapıyoruz; sadece sahnede veya kamera önünde olanları görmek değil, farklı oyunculuk tekniklerini denemek, yeniliklere, sokakta olan bitene tanık olmak da çok önemli.

 

—Oyunculuk konusunda ailenizin desteğini aldınız mı?

 

Çok şanslıyım, çünkü ailem her zaman benim arkamda... Onlar, benim küçüklükten beri bunu ne kadar çok istediğimi biliyorlar. Ne annem ne de babam hiç karşı çıkmadılar. Örneğin gelen senaryoları, oturur babamla konuşuruz. Babamın bilgisine çok güvenirim. Bornova Bornova filminde olduğu gibi babamın da yaşadığı çok şeyler var 1980’lerde. Babam mimar ancak ODTÜ’de sosyoloji okurken birinci sınıfta İstanbul’a kaçıyor, Mimar Sinan'da devam ediyor. O, çok şey yaşamış. Bunlardan da yararlanmaya çalışıyorum.

 

—Türbanlı bir genç kızı canlandırdığınız “Çakal”ın meselesi nedir?

 

Çakal, çok güzel bir iş... Filmi, Erhan Kozan çekiyor. Bu onun profesyonel anlamada uzun metrajlı ilk filmi. Oyuncu kadrosunda İsmail Hacıoğlu, Erkan Can, Çetin Altay, Uğur Polat gibi isimler var. Yine tek kadın karakteri benim filmin. Öykü, İsmail’in oynadığı karakter üzerine şekilleniyor. Yokluktan, amaçsızlıktan cahillikten doğan duyguların bir çocuğun üzerinde yarattığı buhran anlatılıyor. Delikanlı mafyaya katılıyor, kaçakçılığa başlıyor. O dünyada nasıl kaybolduğunu izliyoruz. Bir yandan da dış seslerle bunların felsefi çözümlemeleri yapılıyor. Ben, delikanlının kız arkadaşı rolündeyim. O, kapalı, güzellik salonunda çalışarak ailesine bakıyor. Çakal’ın gösterim tarihi, bu yılın Eylül ayı olarak görünüyor.

 

—Kösem Sultan’ın gençliğini canlandırmak nasıl bir duygu?

 

Gerçekten sözü olan, bir şey anlatmaya çalışan, zekice düşünülmüş filmlerde oynamak istedim. Zaten her oyuncunun isteği budur. Kösem Sultan’ın 14–28 yaşlarındaki halini canlandırıyorum. Mahpeyker: Kösem Sultan, 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti projesi. Kösem Sultan'ı şubatta çekmeye başladık mart sonunda bitti. Kösem Sultan’da önce çok fazla tedirgindim. Birçok kaynaktan yararlandım ancak kafam karıştı. Çünkü Kösem Sultan ile ilgili, hem yabancı kaynaklar, hem de Türk kaynaklar da çok fazla hikâye var. Bir yerde çocukken saraya getiriliyor, bir yerde genç kızken geliyor. Bunun şöyle bir duygusu da var; o, yaşamış bir kadın ve bence siz hissediyorsunuz, enerjisi hala mevcut. Filmi platoda çektik ama Topkapı Sarayı’nda dış çekimlerimiz vardı. Gerçek bir hikâyenin içinde Kösem Sultan gibi bir karakteri canlandırmak çok heyecan vericiydi. Ama çekim mekânları, kostümler bir oyuncu için çok besleyici de olsa, atmosferin zaman zaman tehlikeli bir duruma dönüşebileceğini, oyuncunun farkında olmadan o ihtişama kendini kaptırarak oyununu büyütebileceğini de fark ettim. Bu yüzden sürekli tetikte olmaya çalıştım.

0
0
0
Yorum Yaz