14/6/2009
BİZ BU FİLMİ ÇOK GÖRDÜK

ALPER TURGUT
ABD’nin mikser muadili tipik siyasi atraksiyonlarına, intihar bombacılarıyla belirginleşen şeriatçı terör ile istihbarat ve karşı istihbaratı ekleyin. Bu kısırdöngü kâfi gelmediyse şayet, bir de din kardeşlerine ihanet eden bir kahraman bulun. (CIA’nin kullandığı tam tekmil bir savaşçı ve üstelik altın kalpli... Nasıl derler; kendisi iyi ama çevresi kötü... Gülünç olmayın) Formül şudur; politik gerçekliğe tamamen kulaklarını tıka ve halkların bağrına nifak tohumlarını ek... İşte “Hain” (Traitor), tüm suçu radikallere yükleyip, onlara kapılanların hepsini istisnasız kurban veya av olarak belleyen ve anlaşılacağı üzere yeni bir şey söyleyemeyen bir yapım (biz bu filmi çok gördük). “Adamım Benim!” (I Love You, Man) ise kadınların anlamakta ve anlamlandırmakta hayli güçlük çektiği erkek dünyasına dair yer yer komik çokça vasat bir seyirlik.
Hain’i küresel ısınmayı kurgulayan “Yarından Sonra”nın senaristi Jeffrey Nachmanoff yönetti. Filmin senaryosu; Nachmanoff ile Steve Martin’e ait. Hain’in başrollerinde; “Otel Ruanda” ve “Çarpışma” ile hafızalarımıza kazınan yetenekli aktör Don Cheadle, “Akıl Defteri” ve “Los Angeles Sırları” ile adını unutulmazlar arasına yazdıran Guy Pearce ve “Nefret”ten beri hayranlıkla izlediğimiz, en son şimdiden kült mertebesine ulaşan “Lost” dizisi ekibine de dâhil olan Said Taghmaoui (en çok onu beğendik) var. Filmin diğer önemli rollerini ise Neal McDonough, Jeff Daniels, Archie Panjabi ve Aly Khan üstleniyorlar. Yukarıda metni berbat bulduğumuzu (aile babası veya başı açık genç bir kadın... Eğer Müslüman’sa “canlı bomba” da olabilir... Mantığın iflası ve saçmalığın daniskası) dile getirmiştik. Ahım şahım bir oyunculuk gösterisinden de bahsetmek mümkün görünmüyor. Ancak söylemeden geçemeyeceğim, filmin müzikleri tek kelimeyle enfes. “Üç kıtada geçen, uluslararası bir gerilim filmi...” Yok, bu benim değil Hain’i çekenlerin sözü... Benim lafım ise şu; “gayet iyi başlayıp, izleyeni bir anda saran ve ardından bir çuval inciri berbat eden trajikomik bir deneme...”
KARŞILIKLI ATAKLAR VE KAÇIP KOVALAMACALAR
Hırslı ve gözü pek FBI ajanı Roy Clayton, ABD’nin dünyadaki hegemonyasını hedef alan Ortadoğu orijinli bombaların yaratıcı olarak gördüğü Samir Horn’u takip etmektedir. Ancak Horn, ABD Ordusu’na bağlı özel timin eski bir üyesidir ve hâlihazırda CIA adına “kayıt dışı” çalışmaktadır. (Özetle; FBI, CIA’nin peşindedir, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu...) Horn’un Sudanlı babası, o daha çocuk yaştayken gözlerinin önünde arabasıyla birlikte havaya uçurulmuştur. Kahramanımız “bir masumu öldüren tüm insanlığı öldürür, bir masumu kurtaran ise tüm insanlığı kurtarır” içerikli ayeti biraz yanlış kavramış ve ılımlı bir Müslümanken kanunsuzluğun maşasına dönüşmüştür. O, kendine “inandığın şey için ne kadar ileri gidersin?” diye sormuş ve komploların içinde aksiyon garantili bir yaşam tarzını benimsemiştir. Dost olarak girdiği tuhaf organizasyondan hain olarak çıkmayı kafasına koyan Horn’a şebeke lideri aynen şunu der; “terör ve tiyatro birbirlerine çok benzer, her ikisi de seyirciler için oynanır.” Ardından karşılıklı ataklar ve kaçıp kovalamacalar, Yemen, Fransa, İngiltere, Kanada ve ABD’de sürer gider. Sonuçta; ABD’yi yönetenlerin taktiği biraz da “tavşana kaç tazıya tut demek” değil midir?
SAĞDICIM OLUR MUSUN?

Yaz aylarında gülmek veya korkmak zorunda mıyız? Komedi ve korku filmleri beyazperdeyi esir almaya başladı bile... Hoşça vakit geçirme derdine düşenler ve ürkme ihtiyacı hissedenler sevinebilirler. Her neyse... Adamım Benim!, hayatı boyunca erkek arkadaş edinemeyen bir koca adayının, sağdıç bulmak için (gelin hanım ve nedimeler ordusuna hoş görünebilmek aşkına) giriştiği savaşı ve son düzlükteki çırpınışını anlatıyor. Kısaca erkeklerin dostluk anlayışı didikleniyor.
Adamım Benim’i (romantik bir kardeşlik komedisiymiş), “Polly Gelince” adlı filmiyle tanınan John Hamburg çekti. Hamburg, filmin senaryosunu Larry Levin ile birlikte kaleme aldı. Kalabalık kadrolu Adamım Benim’in kilit rollerini ise Paul Rudd, Jason Segel, Rashida Jones, Andy Samberg, Jaime Pressly, Sarah Burns, Jon Favreau, J.K. Simmons, Jane Curtin ve Lou Ferrigno paylaştı.
Los Angeles’in gelecek vaat eden ve yegâne dostu kadınlar olan genç ve yakışıklı emlakçisi Peter Klaven, güzeller güzeli sevgilisi Zooey Rice’a evlenme teklif eder. Zoey, büyük bir sevinç gösterisinin ardından “evet” der ve asıl sorun ondan sonra başlar. Amerikalıların manyaklık seviyesine varan düğün merasimi geleneğine göre damat, sağdıcını belirlemek mecburiyetindedir. Ama gelin ve görün ki, Peter’in hiç erkek arkadaşı olmamıştır. Zoey’i mutlu etmek adına kolları sıvayan Peter, kendine erkek arkadaş bulmaya çalışır. Peter’in üstün gayreti ve dolayısıyla beceriksizliği, hemcinsleri arasında yanlış anlaşılmalara da neden olur. Peter’in yardımına ise spor salonunda görevli eşcinsel kardeşi Robbie koşar. Erkeklerin dünyasından bihaber, sakar ve acayip bir tip olan Peter, en nihayetinde kişiliği kendisine tamamen zıt düşen Sydney Fife ile tanışır. (Düşeş) İkili zamanla ortak noktalarının farkına varır ve giderek kaynaşırlar. Hatta Peter, biricik aşkı Zoey’i bile Sydney ile vakit geçirmek uğruna ikinci plana iter. Sonra işler iyice çığırından çıkar. Artık dengeyi tutturma ve tercih belirleme safhasına geçilmiştir.
Cumhuriyet Hafta Sonu / 13 Haziran 2009

0 yorum yazılmıştır