alper turgut Aşk adamı ustalaştırırmış - ALPER TURGUT'UN SİNEMA YAZILARI... - Blogcu



« Önceki | Sonraki »

6/6/2009

Aşk adamı ustalaştırırmış

 


ALPER TURGUT


“Aşk Uğruna” (Pour Elle - Anything For Her), sevdalı bir kocanın cezaevine düşen karısını kurtarmak için yaşadığı dönüşümü (sıradan bir öğretmenden tam bir profesyonele) resmeden bir film. Evet, ‘ey aşk sen nelere kadirsin’... 


 


Aşk Uğruna, yönetmen Fred Cavaye’nin ilk uzun metrajlı filmi... Filmin senaryosu; Cavaye ile Guillaume Lemans'a ait. Aşk Uğruna’nın görüntü yönetmenliğini Alain Duplantier üstlendi, kurgu ise Benjamin Weill’in imzasını taşıyor. Başrollerde; en son 28. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin açılış filmi “Hoş Geldiniz”de (Welcome) karşımıza çıkan usta Fransız aktör Vincent Lindon ile mankenlikten oyunculuğa geçiş yapan güzeller güzeli Alman aktris Diane Kruger var. Lancelot Roch ve Olivier Marchal da filmin öne çıkan diğer oyuncuları...

 

Peki, Aşk Uğruna’nın türü nedir? Cinayet, dram, romantik, gerilim, vs. vs. Yani ne ararsanız o mevcut. Ancak iyi haber şu; bunca tantana içerisinden izlenebilir (güzel bir seyirlik iddialı olur) film çıkabilmiş. Yapımın en büyük handikabı ise metnin inandırıcılıktan fersah fersah uzakta kalışı... Eşinin masum olduğuna -aşkın resmi dili masumiyet değil midir? Suçlu da bulsa ne fayda sevdalının gözleri kördür- canı gönülden inanan ve onu cezaevinden kurtarmak isteyen sıradan bir adam, bir anda tek kişilik orduya dönüşüyor ve istisnasız her işin uzmanı kesiliyor. “Vay be” dediğinizi duyar gibiyim. Üstelik kahramanımız dört dörtlük bir plan yapmakla kalmayıp bunu hayata da geçiriyor. Böylesi bir şişirme sanatına kim inanır ki... Ama Ferhat, Şirin için dağları delebiliyor ve Mecnun, Leyla uğruna çöllere düşebiliyorsa, belki de aşk olanaksızı olanaklı kılan en maharetli (biraz da hüzünlü) duygudur. Özetle; “gerçekçi ol, imkânsızı iste...”  diyoruz. (Çok yaşa Che).

 

CİNAYET, FİRAR VE YENİ BİR HAYAT

 

Anne, baba ve çocuk... Yuvanın mutluluğu, polis baskınıyla gölgelenir. Evin hanımı Lisa, patronunu öldürmekle suçlanıp tutuklanır ve ailenin geleceği karabasana çevrilir. Aradan üç yıl geçer, katil dışarıda elini kolunu sallayarak dolaşırken Lisa’nın suçsuzluğu ne hikmetse (adalet her zaman tecelli eder mi sandınız) bir türlü kanıtlanamaz. Ve genç kadın, 20 sene ağır hapis cezasına çarptırılır. Oğulları Oscar da büyümüş ve çocuk anne sevgisine muhtaç kalmıştır. Umudunu yitiren Lisa, intihar girişiminde bulunur. Artık tutkulu ve çılgın bir adamın (Julien), cezaevindeki eşini kurtarmaktan başka çaresi yoktur. O, vakit kaybetmeden harekete geçer ve kısa bir zamanda dâhiyane bir plan hazırlar. Jülien, ailesini bir arada tutmak için önce eşini cezaevinden kaçıracak ardından da yeni bir hayat adına hep birlikte Fransa’yı terk edeceklerdir. Annesi, babası ve erkek kardeşiyle sorunlar yaşayan, öğretmenlik mesleğini de adeta rafa kaldıran Jülien, uğruna her şeyini riske atmaya karar verdiği projesi için yer altı dünyasıyla temas kurar. Eski firariden tüyolar almak, uyuşturucu satıcılarıyla tanışmak, sahte pasaport ve kimlik çetesiyle haşır neşir olmak. Artık geri dönüş çizgisi aşılmıştır.


DİYARBAKIR CEZAEVİ’NDEKİ VAHŞET


 


DOCUMENTARIST 2009 İstanbul Film Günleri (2–7 Haziran) kapsamında bugün 5’Nolu Cezaevi adlı şok edici belgesel gösterilecek (Boğaziçi Üniversitesi İbrahim Bodur Salonu). Cuntanın yarattığı kanlı geçmişin izlerinden derlenilen bu belgeseli sakın kaçırmayın. Çayan Demirel’in (ilk belgeseli “38”, Tunceli’de yasaklanmıştı) yönettiği 5’Nolu Cezaevi belgeselini, İstanbul Film Festivali’nde seyretmiş ve yakın tarihimizde yaşanan tarifsiz acılar karşısında bir kez daha kanımızın donduğunu hissetmiştik. Yüzü aşkın tanık ve 50’den fazla röportajdan anlaşılacağı üzere, 12 Eylül (Cunta) karanlığının en koyusu hiç kuşkusuz Diyarbakır 5’Nolu Cezaevi’ne yansıtılmıştı. “İşkence Okulu”, bugün dahi kapanmayan yaraların açılmasına neden olmuştu. Vahşetin, dehşetin ve şiddetin adı 5’Nolu idi. -Sistematik işkence uygulamasının kanlı detaylarını (hem ahlak hem insanlık dışı) burada yazmak olası değil- Ancak tüm bunlar, suçluların (üstelik çoğu henüz hüküm giymemiş) cezasını çekmesi için yapılmış olamaz, özellikle tepeden tırnağa bir zulüm mevzubahisken... İşkencede yitenler, ölüm orucunda can verenler ve protesto için kendilerini yakanlar... Dile kolay,1981–1984 tarihleri arasında cezaevinden 34 tabut (Mazlum Doğan’dan Kemal Pir’e, Ali Erek’ten Cemal Arat’a, M. Hayri Durmuş’tan Orhan Keskin’e... ) çıktı, yüzlerce kişi yaralandı. Diyarbakır 5’Nolu Cezaevi veya Mamak’ta yaşananlar, şiddet ve dramın en üst seviyesini oluştursa da tek örnek değildiler. Cunta, tüm ülkeyi hapishaneye çevirmeyi (toplam 644 sivil ve askeri hapishane, 650 bin gözaltı, siyasi davalardan yargılanan yaklaşık 100 bin kişi, tutuklanan on binlerce insan) başardı.




CUMHURİYET GAZETESİ HAFTA SONU EKİ / 06 HAZİRAN 2009


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Google