15 10 2010

Asıl derdimiz meselesizlik

 

ALPER TURGUT

 

47. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde izlediğimiz yerli işi yapımların ardından Türk Sineması’nın minimalist bir yörüngeye oturmaya başladığını gözlemledik. Geçen yıla oranla iyi film oranında yaşanan düşüş, elbette can sıkıcı, asıl derdimizin meselesizlik olması ise hepten umut kırıcı, bizden söylemesi.

 

Konu bulamamak, konuya girememek, finale doğru toparlamak için kasmak, karikatürize ve sakil sonlar hazırlamak, her şeyi zumlamak, çocukları güldürecek diyaloglar, esinlenmeyi abartmak, gündelik hayattan kopuk karakterler yaratmaya çabalamak, yeniyetme yönetmenlerin deneyimli oyuncuları kontrol edememesi, yani oyuncu yönetiminin iflası, memlekette oyuncu kalmamış gibi her filmde aynı oyuncuyu görmek, sonra klişelere sığınmak, kısır replikler. Anlaşılacağı üzere sinemamız adına olumsuzluklar çığ gibi. Sıkıcı filmler yapmayı sanat olarak gören kafa yapısı, artık tarihe karışsın, mümkünse… Otobüs durağında bekleyen bir adamı, tüm duygularından arındırarak dakikalarca beyazperdeye yansıtmak gerçekçi değil, olsa olsa kolaya kaçmak ve yönetmenin mastürbasyonudur. Yaşayan ölüler değil, canlı kanlı, hayata dair, tutkun ve ruhu olan insanları da görmek istiyoruz, filmlerinizde… Duygusuz kurgu, kupkurudur, bilesiniz.

 

 

Ulusal yarışma filmleri, anne-baba ile çocuklar arasındaki iletişimsizlik ile çatışma ve kopukluğu, ana eksene oturtmuş. İyi kotarılan az, hiç olmamışlar ise çok. İşte bu filmlerin tartışmasız en iyisi “Çoğunluk”… Bu hafta vizyona da giren, Venedik Film Festivali’nde Geleceğin Aslanı ödülünü kucaklayan Çoğunluk, benim Altın Portakal favorim. “Gemide”, “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar” ve “Takva”ya imza atan Yeni Sinemacılar, festivalde, börtüböcek dünyasından soğukkanlı katile eşdeğer bir kız çocuğu arasında mekik dokuyan “Zefir” ile çuvallamış, Seren Yüce yönetimindeki Çoğunluk ile de uçuşa geçmiş… Bartu Küçükçağlayan, Settar Tanrıöğen, Esme Madra, Nihal Koldaş ve Erkan Can’ın performansları ve sağlam bir senaryo, gerçeklik hissini ziyadesiyle veriyor, inandırıcılık, karakterlerle aramızda bir duygu bağı kurmamıza olanak tanıyor. Film, Bahçelievler’de oturan gelenekçi, orta sınıf bir ailenin, Kuştepe’de oturanı ezip, misal Nişantaşı sakini karşısında kendini ezik hissetmesini anlatıyor. Güzel de anlatıyor, mutlaka izlenmeli.

 

Derviş Zaim’in Kıbrıs odaklı dönem filmi “Gölgeler ve Suretler”, Çoğunluğun ardından festivalin ikinci en iyisi idi. Zaim’in, ustalık dönemine girdiğini söylersek, abartmamış oluruz. İlksen Başarır’ın ikinci filmi, ensest temalı “Atlı Karınca”, cesaret isteyen bir konuya el atmış, kabul, ancak film her anlamda sınıfta kalmış. “Kar Beyaz”, teknik sorunlar ve fotoğrafçı yönetmeninin detay takıntısı yüzünden, resmen ıskalamış. “Çakal” ise mafya üzerine finali bozuk, kopuk ve absürt bir deneme gibi.

 

Son olarak, Altın Portakal’da tonla aksilik yaşandı, AKSAV, sorumluluk bazında aksak ve acemiydi. Dost acı söyler, eleştiriye kulak tıkamayın, yarım yüzyıla yürüyen festivali, büyütün ve 7. sanatın doruğuna göz dikin. 

118
0
0
Yorum Yaz