23 04 2010

Ankara, bir bar ve yalnız insanlar

 

ALPER TURGUT

 

 “Siyah Beyaz”, yalnızlık, dostluk ve paylaşmak adına atılmış acemice bir ilk adım... Dev bir oyuncu kadrosuna karşın küçük ve alçakgönüllü bir film bu... Başkentteki bir barı ve müşterilerini anlatan Siyah Beyaz, doğal olarak Ankaralıların ilgisini çekebilir ancak İstanbullulara, İzmirlilere, Bursalılara, Adanalılar ile diğer kentlerin insanlarına bu filmi hararetle önereceğimi sanmıyorum, benim bu hafta sizlerden tek isteğim; Arjantin’de doğup evrenseli yakalayabilmiş “Gözlerindeki Sır”a gitmenizdir.

 

Ahmet Boyacıoğlu, ilk filminde, Ankaralılara 25 yıldır hizmet veren “Siyah Beyaz Sanat Galerisi ve Bar”ı mesken eylemiş ve Tuncel Kurtiz, Nejat İşler, Erkan Can, Şevval Sam, Taner Birsel, Derya Alabora, Rıza Sönmez, Muzaffer Özdemir, Serhat Tutumluer ve Almila Uluer gibi güçlü oyuncu kadrosunu barın müdavimleri arasına sokmuş. Bilmem hatırlar mısınız? Eskiden çok ünlü bir dizi vardı “Cheers” adında, bir bar ve müşterilerinin öykülerinden demlenirdi. İşte bizim yerli işi Cheers, keşke TV filmi veya dizisi formatına çevrilseydi. Sinema, biraz da meselesi olanların boy göstermesi gereken bir arenadır. ‘Siyah Beyaz’ın böyle bir derdi yok. Öykü bizi içine almıyor, senaryo ilgi çekmekten uzak, diyaloglar ise sarmıyor. Ne yazık ki...

 

 

 

Gösterime giren haftanın değil yılın en iyi yapımı olmaya aday “Gözlerindeki Sır” (El secreto de sus ojos), Oscar alan ikinci Arjantin filmi; ilki 1985 tarihli “Resmi Tarih” (La Historia Oficial) idi. General Jorge Videla’nın hain ve zalim kişiliğinde somutlaşan kanlı cuntayı (24 Mart 1976), deşifre etmeye çabalayan Resmi Tarih, nahif, akılda kalıcı, sarsıcı ve kan dondurucu bir kült eserdir, elbette siyasi sinemanın da doruklarındandır. Gözlerindeki Sır da, kontrgerillaya, onların Abdullah Çatlı’larına göndermede bulunuyor ancak film, politikadan ziyade aşka, dostluğa, adalete ve en çok da tutkuya dair... Dört dörtlük suç güzellemesi “Yeraltı Peygamberi” ve Michael Haneke’nin Nazizm üzerine döktürdüğü Altın Küreli “Beyaz Bant”ıyla yarışan ve Oscar’ı kapan Gözlerindeki Sır, inanın her türlü ödülü ve övgüyü peşin peşin hak ediyor. Öncelikle Yönetmen Juan Jose Campanella, bildiğiniz maestroluğa soyunuyor ve dev orkestranın hiçbir üyesinden çatlak bir ses çıkmıyor, ekip ruhu aşkına mükemmel bir uyum bu... Ve devamında müthiş oyunculuklar (Oynamayıp adeta yaşayan Ricardo Darin, Soledad Villamil, Pablo Rago, Javier Godino, Guillermo Francella ve Carla Quevedo), görüntü, müzik, zekâ işi bir senaryo, akıcı ve baştan çıkarıcı diyaloglar. Esprili, etkileyici ve yumruk yemişçesine sersemletici... Açık ve kapalı kapılar, budalalar, A harfinden yoksun daktilolar, tecavüzcü katili devlet korumasına alanlar, sonsuz sevgiye inananlar, korkuyu sevdaya çevirenler, yarım kalanlar uğruna çeyrek asır beklemeyi bilenler... Tekrar tekrar izlenmeyi hak eden, hüzünlü bir aşk şiiri muadili sahneleriyle Gözlerindeki Sır, hiç kuşkusuz bir başyapıt. Sakın kaçırmayın.

 

Kahramanımız sorgu müfettişi Benjamin Esposito, emekli olduktan sonra 25 yıldır gizemini koruyan ve kendisinde derin izler bırakan bir cinayeti romanlaştırmak ister. Yardım ve destek için eski müdiresi güzel yargıç İrene’nin kapısını çalar ve geriye dönüşler ile paralel bir öykü eşliğinde iyi ki küllenmemiş dediğimiz bir tutku açığa çıkar.

 

Cumhuriyet Gazetesi

90
0
0
Yorum Yaz