10 12 2010

Angelina Jolie, Johnny Depp ve Hazreti Aslan

 

 

ALPER TURGUT

 

Alman bir yönetmen, iki ünlü ABD’li oyuncuyla İtalya’da film çekerse bu yapımın adı, elbette “Turist” (The Tourist) olur. Hiçbir şekilde kimyaları tutmayan Angelina Jolie ve Johnny Depp, resmen Venedik’e tatile gelmiş gibiler. Turist, 2005 tarihli, Fransız orijinli, özgün ve eli yüzü düzgün bir polisiye olan “Anthony Zimmer”in yeniden çevirimi… Ancak Turist, fonu dışında Avrupa’dan da onun sinemasından da bihaber, tipik ve bildik Hollywood klişelerine dört elle sarılan, konusu sıradan, sonu şaşırtmayan bir film bu, özetle.  Dört yıl önce çektiği ilk filmi “Başkalarının Hayatı” (Das Leben der Anderen) ile Oscar dâhil pek çok ödül kazanan ve gelmiş geçmiş en iyi ilk filmlerden birine imza atan genç Alman yönetmen Florian Henckel von Donnersmarck, ikinci filmi Turist ile bırakın irtifa kaybetmeyi, Venedik’in meşhur kanallarında intihara teşebbüs ediyor. Emin olun, “Fransız kalmak” diye bir şey var, keşke biri bunu yönetmene anlatsaydı.

 

 

Anthony Zimmer filminde, Sophie Marceau’nun canlandırdığı Chiara Manzoni, baş döndürücü ve cezp edici dişi bir karakter idi, Angelina Jolie’nin karakteri ise bildiğiniz bir robot, adı da Elise… Geçmişin hırçın, asi ve cesur Angelina’sına  bir haller olmuş, mimikler donmuş, mest eden jestler, tarihe karışmış. Sadece duruyor işte, mumya bile daha hareketlidir, kesinlikle… Aksiyonların vazgeçilmeziydi, şimdi ise ne hallerde, abartmıyorum, izledikten sonra bana hak vereceksiniz. Evet, Angelina Jolie, güzel gözler ve dolgun dudaklar, ötesi yok. Yvan Attal ile Johnny Depp’i ise karşılaştırmayacağım, Depp sadece rolünü gereğini yapmaya çalışıyor, hemen her filminde eğlendiği gözden kaçmayan çocuk ruhlu Johnny, Turist’te ise bitse de gitsek gibi bir ruh halinde… Tim Burton’lu yeni bir film projesine kadar hem para kazanayım, hem de İtalya’da tatil yapayım demiş olsa gerek. Bu “hafif” filmin ağır yükü, yan karakterlerin sırtına yıkılmış, Paul Bettany, Timothy Dalton, Rufus Sewell, Steven Berkoff, Christian De Sica, Raoul Bova… Onların da varlığı olmasa, Venedik için bile bu çile çekilmez idi. Sonuçta; kaybeden Turist oluyor, kazanan ise Anthony Zimmer… Taklitler bir kez daha asıllarını yaşatıyor.

 

Filmin konusu kısaca şöyle; Frank (Depp), kırık kalbinin acısından kurtulmak için İtalya’ya giden Amerikalı bir turisttir.  Trende Elise (Jolie) adında olağanüstü bir kadınla tanışmasıyla gezisi bambaşka bir boyut kazanır. Ancak Frank’ın Elise ile karşılaşmasının aslında tesadüf değildir. Arka planda Paris ve Venedik’in nefes kesen manzaraları eşliğinde Frank, bir ilişkinin ardından koşarken etrafında tehlikeli entrikaların döndüğünü fark eder.

 

NARNİA, ASLAN VE BÜYÜYEN ÇOCUKLAR

 

 

Gelelim çocuklar için olan filmimiz Narnia’ya… Evet, “Narnia Günlükleri; Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu”, serinin üçüncü filmi, o da modaya uymuş ve üç boyutu tercih etmiş. Tam yedi kitaptan oluşan çocuk klasiği Narnia Günlükleri, Kuzey İrlandalı yazar C.S. Lewis tarafından 1950’li yıllarda yaratıldı. Çocuklar, fantastik masal ülkesi Narnia’yı bağırlarına basmış olmalı ki; Lewis’in kitapları 35 dile çevrildi, toplam satış ise 100 milyonu geçti. Evinde pineklerken Harry Potter külliyatıyla dünyanın en zengin kadınlarından biri haline gelen J.K.Rowling bile bugün Narnia Günlükleri’nden esinlendiğini saklamıyor.

 

Narnia, büyümekte olan çocuklara, sözüm ona iyilik, doğruluk ve dostluk aşılamak isterken aslında gizli değil aleni bir propagandayı da körüklüyor. Bu filmin en büyük problemi, dinsel modifiyeli oluşunda… Narnia ülkesinin manevi lideri, mucizevî Aslan, çocuklara diyor ki; gerçek dünyada benim bir karşılığım var. Kim mi? Hazreti İsa, tabiî ki de… Çocuklara, gündelik hayatta karşılığı olmayan şeyler de vaat ediyor Narnia, öteki tarafta çocuklar, bir anda tuhaf yaratıkların önlerinde diz çöktüğü kral ve kraliçelere dönüşüyorlar, bunun adı, kibir ve bencillik değil de nedir?

 

Ancak tüm dinsel içeriğine karşın, Narnia, Turist’ten kat be kat iyi bir film. Her şeyden öte, kendini izlettirmeyi başarıyor. Aksiyon, atmosfer, ne ararsan var. Algının kapıları, fantastik bir dünyaya açılıyor, kara büyü, ak büyü ve soluk kesen bir macerada büyüyen çocuklar. Yerelim ama hakkını da verelim.

 

Filmin yönetmeni, üçüncü ayakta değişiyor, dümene, usta İngiliz yönetmen Michael Apted, geçiyor. Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu’nun belli başlı rollerinde Ben Barnes, Skandar Keynes, Georgie Henley, Will Poulter ve Tilda Swinton var.

Filmin özeti ise şu şekilde; Öykü, Susan ve Peter Pevensie yerine, onların genç yaştaki kardeşleri Lucy ve Edmund’ın hayatlarının macerasını omuzlarına almaları üzerine yoğunlaşıyor. Cambridge-İngiltere’de İkinci Dünya Savaşı sırasında Pevensie kardeşler, dayanılmaz ve sinir bozucu kuzenleri Eustace Clarence Scrubb’ın evinde kalmalarıyla başlıyor. Bir gün çocukların üçü de açık denizde duran bir geminin resmedildiği tablonun içine çekiliyorlar. Kendilerini okyanusun altında bulan çocuklar gözleri önündeki görkemli Şafak Yıldızı’nı görmek için su yüzüne çıkarlar. Kral olan arkadaşları Caspian ve cesur savaşçı fare arkadaşları Reepicheep ile beraber oldukları için çok heyecanlıdırlar. Caspian’ın görevi, kötü amcası tarafından sürgün edilen yedi soylu Telmarlı Narnia Lordu’nun akıbetini keşfetmektir ve Pevensie kardeşler, Eustace ve Reepicheep de ona yardım ederler. Büyüleyici bu macerada sihirli Dufflepudlarla, kötü niyetli köle tüccarları, ejderhalar ve büyülü Mer halkıyla baş etmek zorundadırlar. Narnia’nın geleceği tehlikededir. 

894
0
0
Yorum Yaz