alper turgut Aileye dair iki film... - ALPER TURGUT'UN SİNEMA YAZILARI... - Blogcu



« Önceki | Sonraki »

19/4/2008

Aileye dair iki film...

 

ALPER TURGUT

Vahşi Zarafet (Savage Grace) ve Yitirdiğimiz Şeyler (Things We Lost in the Fire), 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde gösterilen aileye dair iki film. Aslında ikisi de yıkımı resmediyor. Ancak Vahşi Zarafet, yozlaşarak çürürken Yitirdiğimiz Şeyler, umuda sarılarak büyüyor.

 

VAHŞİ ZARAFET...

 

 

“Eşcinsel sinema”nın tanınmış siması Tom Kalin, Vahşi Zarafet’i ilk göz ağrısı Swoon’dan (arada kısa filmleri var) 15 yıl sonra çekti. Gerçek bir hayat hikâyesinden yola çıkan film, Natalie Robins ve Steven Aronson’un aynı adlı ödüllü romanından uyarlandı. Senaryo, Howard A. Rodman tarafından kaleme alındı. Vahşi Zarafet’in görüntü yönetmeni Juan Miguel Azpiroz… Müzik ise Fernando Velázquez’e ait… Ve filmin oyuncuları; Julianne Moore, Stephen Dillane, Eddie Redmayne, Elena Anaya ve Simón Andreu… İlk olarak Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin “Dünya Festivalleri”nden kuşağında gösterilen Vahşi Zarafet, dün de “Bir Film” dağıtımıyla vizyona girdi.  

İspanya, Fransa, ABD ortak yapımı olan Vahşi Zarafet, Baekeland ailesinin (tam tekmil burjuva) utanç soslu trajik öyküsünü anlatıyor. Ama ne aile… Ensest, eşcinsellik, uyuşturucu, akıl hastalığı, intihar girişimi, grup seks, eş değiştirme… Çözülme, çürüme, kirlenme… Yozluk tepesinin zirvesine tırmanıp ardından çakılmak… İşte dibe vurmak diye buna derler. Vahşi Zarafet, tümüyle keskin, en uçta ve hazmı zor bir film… Anne, baba ve biricik oğullarının, 1946 –1972 yılları arasına serpiştirilen kopuk kopuk, sapkın, çarpık ve karmakarışık ilişkisini izlemeye hazırlanın. Bu ailenin derdi ne? Hayır, “Beat Kuşağı” havarisi veya “Çiçek Çocuklar” (hippi) özentisi de değiller. Amaç, gaye nafile… Bunlar bildiğin dededen kalma burjuva… En havalı ülkelerin, güzel ve zengin kentlerinde (New York, Paris, Cadaques, Mallorca, Londra), lüks içinde yaşıyorlar. Çalışmak, didinmek yok, caka satıp, keyif sürmek çok… Onlar sadece zaman öldürüyorlar. Biraz kifayetsiz kaçacak belki ama “rahat battı” denir böylelerine… Önyargıların çağında, mızmızlanmayı ve burun kıvırmayı bir kenara bırakıp, film nasıl sorusuna gelelim. Öznel bir tespitle, genel toplam; vasatın biraz üstünde…   

Dahi dede Baekeland, tüm dünyada “Bakelite” plastiğin yaratıcısı olarak tanınıyor. Torun, dolayısıyla şirketin veliahdı Brooks Baekeland ise, babası gibi potansiyel bir aylak. Kaşif gibi gezip dolanmayı ve dedesinin hatıralarını anlatmayı seviyor. Barbara Daly, Brooks ile evlenmeden önce sinemaya meyleden bir model. Ve Brooks, onun gözünde geleceğe dair bir yatırım ve sınıf atlaması için biçilmiş bir kaftan… Soğuk bir adam ve sıcak bir kadın… Sonra oğulları Tony dünyaya geliyor. Bu dengesizliğin orta yerinde, soğuk ve sıcak buluşuyor ve Tony kendi tabiriyle buharlaşıyor. Adam asillere ve şaşaa düşkünlerine özgü sanırım, hep kaçak dövüşüyor, oğlunu sevgisinden mahrum bırakıyor. Çilli, kızıl saçlı, cazibe merkezi anne ise dominant ve doyumsuz bir karakter ve sürekli oğlunun hayatına müdahale ediyor. Karıkoca arasındaki uçurum, Tony’nin doğumuyla birlikte giderek büyüyor. Aykırı ilişkiler ağı, bir aileyi yıkıma sürüklüyor. Şok edici sahneler, peşi sıra geliyor ve her şey, 11 Kasım 1972 günü asıl bombanın patlamasıyla nihayete eriyor.

 

YİTİRDİĞİMİZ ŞEYLER…

 

 

Yitirdiğimiz Şeyler, festivalin “Akbank Galaları” kuşağında gösterildi. Danimarkalı kadın yönetmen Susanne Bier’i, daha önce kendi ülkesinde kendi diliyle çektiği Açık Kalpler, Kardeşler ve Düğünden Sonra adlı yapıtlarıyla tanıyoruz. Yitirdiğimiz Şeyler, sinemada iyi işler yapan yetenekli yönetmenin, uluslararası arenaya açıldığı, ilk İngilizce filmi… Yitirdiğimiz Şeyler’in yapımcısı ise Amerikan Güzeli’nin yönetmeni Sam Mendes… Başrollerde Oscar sahibi iki oyuncu, Halle Berry ve Benicio Del Toro var. Film zaten güzel ve bonus olarak Berry ve Del Toro karşılıklı döktürüyorlar.

Audrey ve Brian Burke (David Duchovny) çifti, çocukları Harper ve Dory ile birlikte gayet mesutturlar. 11 yıldır süren sorunsuz evlilik, iyilik meleği Brian’ın öldürülmesiyle sonlanır. Bu bir parçalanmadır. Dul bir kadın, çaresizlik ve büyük bir acı içinde çocuklarına sarılarak ayakta kalmaya çabalar. Brian’ın can dostu ve sırdaşı eski avukat Jerry de cenaze merasimine gelir. Jerry, mutsuz bir adamdır ve üstüne üstlük eroinmandır. Audrey ve Jerry, birbirlerinin yaralarını sarmak isterler. Ancak duygu patlamalarının yaşandığı yerde, hiçbirşey kolay değildir. Özellikle iyileşmenin zorlu bir süreç olduğu gerçeği, Demokles’in Kılıcı gibi tepelerinde sallanırken… Çocuklar, Jerry’i sever, hatta altın kalpli komşu Howard Glassman, ona yardım etmek için kollarını sıvar. Yakınlaşmalarına ve birbirlerini anlamaya ramak kala, Audrey, baba rolüne cuk oturan Jerry’i kıskanır ve evden kovar. Audrey Nasır tutmaya yatkın yakıcı yalnızlığına, Jerry ise amaçsızlığının ve güçsüzlüğünün tetiklediği uyuşturucuya geri döner. Merhum kocasının iyiliği Audrey’e de geçtiğine tanık oluruz. Reddetme değil paylaşma duygusu onu hayata bağlar. Jerry iyileşirse o huzur bulacak ve yarası kabuk bağlayacaktır.

 

Cumhuriyet Hafta Sonu / 19 Nisan 2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: merhaba | Tarih: 2008-05-01 01:08:38
    Konu: biricikzeynam
    sitenizi okudum bir harika tşk doyumsuzdu kılavyenize saglık vede size

    Bağlantı »

Google