4/7/2009
Aç kardelen aç...

ALPER TURGUT
Bilinen ve kahreden bir gerçek; Türkiye’de okuma yazma bilmeyenlerin yüzde 79'unu kadınlar oluşturuyor. 21. yüzyıldayız ve ülkemizin kırsal kesimleri hala çağdışı ve yıkılası gelenek-göreneklere teslim. Ve kızlarımız... Onlar, inadına değişim ve dönüşüm için savaşmaktalar ve tek dilekleri insanları harekete geçirebilmek. İşte, “Kardelenler Türkiye’nin Yeni Umudu”, karanlığa karşı aydınlığı savunanlara sesleniyor.
Turkcell ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) öncülüğünde yaşamda karşılığını bulan Kardelenler Projesi, tam dokuz yıldır ailelerinin maddi zorluklarla boğuşmasına karşın okuma azimleri asla tükenmeyen kız öğrencileri kucaklıyor. Ülkemizin geleceği adına yaptıkları unutularak bedel ödemesi istenen Prof. Dr. Türkan Saylan'ı ne yazık ki; kısa bir süre önce yitirdik. İşte onun şevk, inat ve ısrarı, 15 kız öğrenciyle başlayan girişimi büyüttü, bir anda umudu binlere, on binlere taşıdı.
Saylan, kız öğrencilerin okutulması serüveninde en büyük desteği Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv’den gördü. Her yıl 10 bin Kardelen'e burs vermeyi sürdüreceklerini vurgulayan Ciliv; “Bugüne dek 20.000 öğrenciye Turkcell bursu verdik, 8.666 öğrenci liseden mezun oldu, 1.902 öğrenci üniversiteyi kazandı ve 755 öğrencimiz de üniversiteyi bitirdi. Mezunlar arasında şu an meslek hayatına atılarak, doktor, avukat, hemşire ve öğretmen olan Kardelenler var” diyor.
ÇYDD Genel Başkanı Prof. Dr. Aysel Çelikel ise şunları söylüyor; “Kırsal alanda yaşayan, çocuk yaşta evlilik ve iş yükü tehdidi altında olan kızlarımızın kaderini değiştirdik ve yaşamlarına ışık tuttuk... Çünkü Büyük Atatürk’ün hayali olan eğitimli, herkese fırsat eşitliği tanıyan bir Türkiye’ye katkıda bulunmak, devrimlerimizle gerçekleşmiş haklarımıza sahip çıkmak ÇYDD’nin kuruluş ilkesidir.”
BELGESEL 10 ÜLKEDE GÖSTERİLECEK
Dünya’nın en ünlü belgesel kanallarından National Geographic Channel, bu müthiş mücadeleye kayıtsız kalamadı ve cehalet, feodal baskı ve cinsel ayrımcılık ile betimlenen karları delip, yüzünü yeni bir hayata yani güneşe dönenlerin öyküsünü (Kardelenler) çekti. Geçtiğimiz Çarşamba günü (1 Temmuz) National Geographic Channel Türkiye’de gösterime giren ve üç ay boyunda yayınlanacak olan 45 dakikalık belgesel, 11 kişilik bir ekibin, Eylül 2008’den Nisan 2009’a dek İstanbul, Kars, Erzurum ve Mardin arasında mekik dokumasıyla gerçekleşti. Kardelen kızları, aileleri, Saylan, Ciliv, projeye destek veren Sezen Aksu ve Ayşe Kulin ile görüşen belgeselciler, etkileyici, çarpıcı ve akılda kalıcı bir yapıma imza attılar. National Geographic Channel yetkili yapımcılarından yazar-yönetmen Ivan Bouso ile ünlü ve bol ödüllü İspanyol fotoğrafçı Tino Soriano’nun ruhlarını kattığı Kardelenler belgeseli, Almanya, Avusturya, İsviçre, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Norveç, İsveç ve Finlandiya’da da gösterime girecek.
Bir film eleştirmeni olarak, bir sosyal sorumluluk projesini dört dörtlük yansıtan ve gayet profesyonelce kotarılan “Kardelenler Türkiye’nin Yeni Umudu” belgeselini beğendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Beni en çok etkileyen Kardelen ise Kars’ta yaşayan Damla oldu. 11 yaşındaki Damla’nın (kendisinden küçük iki kardeşi daha var), babası Yunus 89, annesi Hasi ise 35 yaşında... Hasi, okumaya sevdalı genç bir kızken evlendirilmesine karar verilmiş. O, hemşirelik okulundan ailesinin zoruyla alınmış ve bir akrabasıyla baş göz edilmiş. Çiftin çocuğu olmayınca, Hasi kısır damgasını yemiş ve ortada kalakalmış. Aile, her şeye karar veren tek mekanizma olduğu için yine ve yeni bir çözüm yolu bulmakta zorlanmamış. Hasi’yi daha önce iki eşini kaybeden köyün yaşlılarından Yunus Amca’ya bakıcı yapmışlar. Neyse olan olmuş ve Damla doğmuş. Traktörü de süren, ihtiyar kocasına ve çocuklarına da bakan Hasi, artık, yaman bir öğrenciye dönüşen Damla’nın düşlerinin peşinden koşmasını istiyor. Kendi ve aynı kaderi paylaştığı diğer hemcinsleri adına... Kardelenler’in gericilikle olan saygın kavgalarını ve yarınlar uğruna soluklanmadan sürdürdükleri zorlu yürüyüşlerini tüm dünyaya tanıtmayı amaçlayan bu belgeseli, izleyin, izlettirin.
BUZ DEVRİ 3 – DİNOZORLARIN ŞAFAĞI
Buz Devri 3 – Dinozorların Şafağı (Ice Age 3 – Dawn of the Dinosaurs), yedi yıllık keyifli ve hayli eğlenceli maceranın şimdilik üçüncü durağı... Altyazılı, dublajlı ve 3D (altyazılı+dublajlı) seçenekleriyle asıl hedef kitlesi olan çocuklar dışında yetişkinlere de seslenen Buz Devri 3’ü, sakın kaçırmayın. Bu film, sırf gelişen animasyon tekniğinden ve aksiyondan medet ummuyor, senaryosu, kahramanları, müzikleri ve öğreticiliğiyle bütün alkışları hak ediyor. Aileyi, kadın-erkek ilişkilerini, dostluğu, farklılıkların uyumunu, vefayı, cefayı, sefayı anlatıyor. Dişisiyle (Scratte) meşe palamudu arasında seçim yapmak zorunda kalan zavallı Scrat, dinozor avcılığına soyunan delibozuk ve maceraperest gelincik Buck, dinozorlar çıkana dek dev iken birden cüceleşen ve bebek bekleyen mamut çiftimiz Manny ve Ellie, tüm sakarlığına ve belaya davetiye çıkaran merakına rağmen karşılıksız sevdiğimiz Sid, insansız dünyanın delikanlısı kılıç dişli kaplanımız Diego ve diğerleri... Istırap Ormanı, Felaket Katmanı ve Ölüm Uçurumu… Şimdi büyülü ve tehlikeli bir dünyanın kapılarını açma vaktidir.
SENİ O KADAR ÇOK SEVDİM Kİ
“Seni O Kadar Çok Sevdim Ki” (I’ve Loved You For So Long), altı yaşındaki oğlunu öldürdüğü için 15 yıl cezaevinde kalan ve çıktıktan sonra hayata tutunmaya çabalayan bir kadının iç acıtan hikâyesini kurguluyor. Philippe Claudel’in yazıp yönettiği bu tipik Fransız filmi, öykü örgüsündeki noksanlıklara karşın dram orijinli yapımları sevenler için iyi seçenek gibi duruyor. Seni O Kadar Çok Sevdim Ki’nin en büyük dayanağı ise abla kardeşi canlandıran ve mükemmele yakın rol kesen başroldeki iki kadın oyuncusu; Kristin Scott Thomas ve Elsa Zylberstein. Onların varlığı, gerçekten filmi izlenir kılıyor. Ah keşke; filmin finali inandırıcılıktan uzak düşmeseymiş...
Cumhuriyet Hafta Sonu / 04 Temmuz 2009

0 yorum yazılmıştır