Tesirsiz aşk bombası

ALPER TURGUT
“Gecenin Kanatları”, siyasetten fersah fersah uzak bir metinle, “canlı bomba” gibi meşakkatli bir konuya merak saran bir seyirlik... Ne mi oluyor? İstisnasız her şeyi eline yüzüne bulaştırıyor ve intihar eylemcisini, zaman ayarlı ve tesirsiz bir aşk bombasına çevirmekle yetiniyor. Bu film, kötü bir şaka gibi... “Kapitalizm Bir Aşk Hikâyesi” (Capitalism: A Love Story) ise dünyanın düzenini sorgulayayım derken, savaş çığırtanlığına soyunup, üstüne de Nobel Barış Ödülü’nü alan Barack Obama’dan medet uman bir belgesel... Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu...
Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi’ni mesken eyleyen fedailerinden girip, Japonların ünlü Kamikaze pilotlarından çıksak ne fayda... İntihar eylemcileri, denk kuvvetlerin çarpışmadığı her türlü mecrada çıkıverirler karşımıza... İkiz kuleleri vuran yolcu uçakları, savaş gemisine bodoslama dalan tekne, sürücüsüyle birlikte havaya uçan kamyon ve kamyonetler gibi motorize saldırılara ise hiç girmeyelim. Biz, direkt “canlı bomba” diye adlandırılan Ortadoğu orijinli eylem tarzına geçiş yapalım. İlk canlı bomba, İsrail’in, Filistin topraklarında gerçekleştirdiği katliamların yanı başında doğdu. Yaratıcısı ise Hamas örgütü idi. Hamas, 1993–2004 yılları arasında 400’ün üzerinde intihar komandosunu, çoğu sivil İsrail hedeflerine gönderdi. Ülkemizde ise tam 13 kez canlı bomba eylemi yapıldı. Bilanço mu? 35 yaşam yitti, onlarca kişi de yaralandı.
Evet, göründüğü üzere bıçak sırtı diye tabir edebileceğimiz, gayet ciddi ve elbette çetrefilli bir durum. Ve ortada bunca çekilen acı varken, çözüm üretmek yerine konuyu sulandırmaya kalkmak. Haliyle abes kaçıyor. Gecenin Kanatları, politik yoksunluğu yüzünden işte bu hataya düşüyor. Soruna dikkat çekmeye çabalayacağına, aşk meşk mevzuları eşliğinde resmen dalgasını geçiyor. Aşk, sizin yedek forvetiniz mi? Maçın bitimine yakın oyuna sokacak ve son dakika golü attıracaksınız. Ama gel ve gör ki, olmuyor, üstelik tepeden tırnağa sakil duruyor.
HIZLANDIRILMIŞ BİR AŞK VE ATEŞLİ BİR SEVİŞME
Gecenin Kanatları’nı Serdar Akar yönetti. “Gemide” ve “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar” gibi güzide yapıtları bizlere kazandıran Akar, kendi sinemasından da izler taşımayan bu içi bomboş filmi niye çekti? Yanıtını beklemeden, filmin kötü olmasında en büyük sorumluluğu üstlenen senaryoya geçelim. Mahsun Kırmızıgül ve Ahmet Küçükkayalı’nın ortaklaşa yazdıkları senaryonun hali perişan. Böylesi mesnetsiz ve karikatürize tipleri yaratmakta zorlandınız mı? Devrimciler, mafya bozuntularına benzetilmiş, ellerinde sadece bir tespih eksik. Final deseniz tek kelimeyle facia... Diyaloglar bunaltıcı ve yapay, beylik söylemler ise sevimsiz. Adı “Hayat” olan apartman ve barış simgesi güvercinler gibi göndermeler dahi basit kaçıyor.
Filmin öne çıkan rollerinde, Beren Saat, Murat Ünalmış, Yavuz Bingöl, Erkan Petekkaya, Alper Kul, Cezmi Baskın, Ferit Kaya ve Arif Erkin var. Erkan Petekkaya, Alper Kul ve Ferit Kaya, rollerinin hakkını ziyadesiyle vermişler, belirtmek isterim.
Gecenin Kanatları’nı çekenler, keşke 2005 tarihli “Vaat Edilen Cennet”i (Paradise Now) görüp feyiz alsalardı, canlı bomba filmi nasıl kotarılır diyerek... Hal böyleyken Gecenin Kanatları’nı, sinemaseverlere önermem de mümkün değil. Neyse ki; haftaya büyük bir keyifle “Vavien”i yazacağız. Notunuzu şimdiden alın ve yerlerinizi ayırtın, Vavien, kara mizahtan beslenen mükemmele yakın bir film.
12 Eylül 1980 darbesinden hemen sonra çocuk yaştaki Gece’nin evi, güvenlik güçleri tarafından basılır. Gözlerinin önünde anne ve babası katledilen Gece, bir anda büyür ve onu günümüzde bir canlı bomba adayı olarak buluruz. Ailesini öldüren ekibin başındaki polis yükselmiş, bakan olmuş, içindeki nefreti çoğaltan Gece de, gönüllülük ekseninde kendini feda etmeyi göze almıştır. Ancak eylem öncesi barındığı apartmanın kapıcısının oğlu Yusuf ile yakınlaşırlar. Hızlandırılmış aşk ve ateşli bir sevişme, Gece’nin yitirdiği tüm duyguları, bir anda geri getirir. Şimdi, karar verme zamanıdır. Ya intikamını alacak, ya da yeni bir hayata yelken açacaktır.
MICHAEL MOORE, KABUK DEĞİŞTİRİYOR
Kapitalizm Bir Aşk Hikâyesi, “Fahrenheit 9/11”, “Benim Cici Silahım” ve “Sicko” gibi belgesellerle, hayranlığımızı kazanan Michael Moore’un son icadı... Ancak üstat hakkındaki şüphelerimiz büyüyor, çünkü o, giderek radikallikten vazgeçip, merkeze yanaşıyor. İsyancı kişiliği törpüleniyor, başkaldırı ruhu, at gözlüğüyle yer değiştiriyor. Hatta dine bile yakınlaşıyor. Belki de tek derdi cumhuriyetçilerdir, demokrat Obama’yı kurtarıcı bellediğine göre...
Kabul, kapitalizmin yarattığı buhrana kameralarını çeviriyor, varı yoğu para olan ve sıradan Amerikalıların çanına ot tıkayan şirketleri de didikliyor. Ama melanet, sadece Bush ile sınırlı değil ki... Obama, ezilenlerin sırtından inip, ezenlere de dur mu dedi? Vahşi, berbat, hain ve insana düşman bu sistem, çarklarını büyük bir zevkle döndürmeye devam ediyor. Obama, daha şimdiden umut taciri ve kukla olmakla suçlanıyor. Halkının yüzde 66’ı, onun, Nobel Barış Ödülü’nü almasına karşı çıkıyor. Biliyorlar ki; bu korku imparatorluğu, dünyayı savaş alanına çevirmeyi sürdürecek ve yine evlatlarının kanı dökülecek. Kapitalizm, asla bir aşk hikâyesi değildir, olsa olsa zulmün dehşet veren tarihçesidir.







