Bari adını koysaydınız

ALPER TURGUT
Evliliğe gün sayan saf bir gelin ile damadın tuhaf şahidi arasında kıvılcımlanan tam tekmil şaibeli ve bizleri kandırmaktan uzak bir aşk öyküsü... Evet, sevi mevzubahisse, her şey mubahtır. Ancak tereddüde mahal vermeyecek, “Adını Sen Koy”acaksın, bizleri, öncelikle bu aşka inandıracaksın. Netice itibarıyla Adını Sen Koy, derdini (varsa şayet) asla anlatamayan ve üstelik tepeden tırnağa vasat bir seyirlik... Şüphesiz önermiyorum.
Sanırım, usta yazar John Steinbeck’in, pek meşhur “Fareler ve İnsanlar” adlı romanı (filme de uyarlanmıştır) bilmeyeniniz yoktur. İşte “Abimm”, güzel bir çıkış yakalamasına karşın bir çuval incirdi berbat eden ve esinlendiği güzelim hikâyenin de resmen canına okuyan bir film. Şirazeden çıkmamak adına uzak durmakta fayda var.
ADINI SEN KOY
Ne yalan söyleyeyim, Tuna Kiremitçi’nin hiçbir kitabını okumadım. Köşe yazarlığı olsun, işlediği konular olsun, katiyen ilgimi çekmiyor. Müzisyenliği hakkında kelam edecek halimde yok. Hiç tanımadığım bir insan hakkında, “maymun iştahlı” gibi bir serzenişte de bulunamam. Ancak konu sinemaysa ve ben, kaleyi bulduğum an şut çekmesini seven bir film eleştirmeniysem, üzgünüm ki; top burada benim önüme düşüyor. Ve yapım, -kötü bir şaka gibi- “Adını Sen Koy” diye ara pası veriyorsa, bu filmin gerçek adını koymamız gerek. Buyurun, malumu ilam; O-L-M-A-M-I-Ş...
Anlaşılacağı üzere, filmin senaristi ve yönetmeni; Tuna Kiremitçi... Görüntü yönetmenliğini Soykut Turan üstleniyor, müzikler ise Tamer Çıray’a ait. Başlayalım mı? Senaryo zaafı, dramatik yapı yoksunluğu, diyalogların akıcı ve etkileyici olmaması, yönetilemeyen oyuncular, karakterlerin altındaki derin boşluklar... Saymakla tükenmeyecek, duralım. Sinematografiden ve olay örgüsünden zaten hiç bahsetmeyelim. Gelelim oyunculara... Güneşi Gördüm’de harika bir iş çıkartan Cemal Toktaş, “Kara Köpekler Havlarken”de çıtayı aşamamıştı, Adını Sen Koy da ise oyunculuk adına adeta geri atmış. “Issız Adam”da yıldızı parlayan Melis Birkan, lütfen kusura bakma ama keşke oyunculuk yerine başka bir meşgale bulsaymışsın. Bunca noksanlığa rağmen, filme dair dişe dokunur tek şey nedir diye sorsanız? Kuşkusuz, yetenekli aktör Ahmet Mümtaz Taylan’ın verdiği resitaldir derim.
Mekân Eskişehir... Altın kalpli delikanlı Can, iflah olmaz bir çapkınken Aybige’ye âşık olmuş ve en nihayetinde durulmuştur. Şimdi ikilinin düğüne bir hafta kaldı. Almanya’dan Can’ın çocukluk arkadaşı Ilgaz da geldi, nikâhta şahitlik yapmak için... Ama o da ne, bizimki (Ilgaz), sadece fotoğrafını gördüğü halde gelin hanıma âşık olmuş. Hayda... Güzel Aybige de (bir nevi sevgi kelebeği) tastamam iki günde sırılsıklam bir aşka yakalandı. Eyvah, Ilgaz’ın intihar saplantılı ağabeyi Harun da kahramanlarımızın arasına karıştı. Anlaşılan o ki; yavaş yavaş kontrolden çıkıyoruz. Artık seyreyleyelim, gümbürtüyü... Lakin emanete hıyanet etmek kolay mı? Böylesi bir durumda, ivedilikle vicdan muhasebesi yapılır, fonda da duygular ve mantık çarpışır. Ferman ise bellidir; ya hicrana sürükleneceksin ya da her şeyi göze alıp vuslat adına savaşacaksın.
ABİMM...

Hazır konuyu John Steinbeck’ten açmışken, onun, “Büyük Buhran”dan süzüp demlediği kült eseri “Gazap Üzümleri” ile ırgat grevinden yola çıkan “Bitmeyen Kavga”yı anmadan geçmek istemem. Ama Steinbeck’in sonu, pek hayırlı olmadı. Ölümüne yakın (1968), ABD’nin Vietnam’ı işgal etmesini savunması, büyük yazara asla yakışmadı. Gerçekten kötü bir final...
Abimm de finalde saçmalamayı kafasına koyanlardan... Ne yazık ki; son dönemde çekilen yerli işi filmler, layıkıyla noktalayamamak için adeta işbirliğine girmişler. Umarım, alışkanlık haline getirilmez, böylesi bir garabet gelenekselleşmez.
Abimm, ne ararsanız, onu bulabileceğiniz bir yamalı bohça gibi. Ayrıca ellerini de korkak alıştırmamışlar, absürtlük, ağdalı dram, sululuk... Ne varsa içine tıkıştırmışlar. Oyuncuların da aklı karmakarışık... Baksanıza filmin türü hakkındaki yanıtlarına; Mustafa Üstündağ, komedi, Levent Üzümcü, dram, Selen Seyven, aşk, Haldun Boysan, aksiyon, Rüçhan Çalışkur, sıcacık bir aile filmi...

Oyuncular frene basamamış, yönetmen Şafak Bal, direksiyon hâkimiyetini kaybetmiş, senarist İlkay Akdağlı, yola mıcır döşemiş ve kaçınılmaz kaza meydana gelmiş, kıpkırmızı “Morgan” marka canım araba, şarampole yuvarlanmış. Mustafa Üstündağ, filme, Kurtlar Vadisi’ndeki Muro’dan esintiler getirmiş, Levent Üzümcü ve Selen Seyven, zihinsel engelli rolüne soyunmadan önce, keşke Sean Penn’in harikalar yarattığı “Benim Adım Sam”i (I Am Sam / 2001) tekrar tekrar izleselermiş.
“Muhtar” lakaplı mafya babasının yanında çalışan Çetin, tatlı paraya kavuşmak için yapmayacağı numara olmayan üçkâğıtçı bir heriftir. 30 yıldır görmediği babasının ölüm haberini alan Çetin, mirasa konmak adına Muhtar’a dil döker ve klasik bir otomobili de teslim etmek şartıyla izni koparır. Marmaris’e ulaşan Çetin’in, mirası mal-mülk değil, varlığından haberdar olmadığı zihinsel engelli ağabeyi Arif’tir. İnsanüstü bir kuvvete sahip Arif’i yanına alarak yola koyulan Çetin, ağabeyiyle kaynaşma çabasına gireyim derken kaza yapar. Bu kaza kardeşlerin yaşamını değiştirir. Çünkü arabalarının zulasında, Muhtar’a ait tonla para vardır. Çetin, şeytana uyar ve mafya babasına kazık atmaya kalkar. Bol mangır ve yeni bir hayat... Ta ki; bela kapılarına dayanana dek...
Cumhuriyet Hafta Sonu / 05 Aralık 2009





