alper turgut ALPER TURGUT'UN SİNEMA YAZILARI... - Blogcu



« Önceki |

5/2/2010

Ne romantik, ne de komik...

 

 

ALPER TURGUT

 

“Romantik Komedi”, kendine bir türün adını koyacak kadar güvenen ancak ne romantik ne de komik olmayı beceremeyen bir film. Sevgililer Günü için çekilmiş sabun köpüğü bu seyirlik, yalnızca eğlenceye ve bildiğiniz üzere tüketmeye dair... Sinemaseverlere kesinlikle önermiyoruz.

 

Romantik Komedi’yi, video klip ve reklam filmleri çeken Ketche yönetti. Film de haliyle upuzun bir klipe benzedi. Ama yalan yok, görüntü yönetmenliği istisnasız barajı aşıyor. Ceren Aslan ve Aslı Zengin’in ortaklaşa yazdıkları senaryo ise, baştan sona klişelerden destek alıyor. Bildik formül dahi filmi kurtarmaya yetmiyor. Tamam, yapım, şaşırtmaktan yoksun ve bir yere kadar da ite kaka ilerliyor, ya sonra? En can alıcı bölümde yani finalde, fena çuvallıyorlar.

 

Romantik Komedi’nin başrollerini Cemal Hünal, Engin Altan Düzyatan, Gürgen Öz, Sedef Avcı, Sinem Kobal, Burcu Kara ve Begüm Kütük paylaşıyorlar. Senaristler toparlayamıyor, asıl yük oyunculara kalıyor. Hayır, burada da bir problem var. Çünkü oyuncular da bir âlem, kimi üstünkörü de olsa görevini yapıyor, kimi yapmacıklık konusunda resmen birbiriyle yarışıyor.

 

BEŞ GÜNLÜK İLİŞKİ VE BİR KİTAP

 

Esra, Didem ve Zeynep... Üç kadın, üçünün de karakterleri farklı... Esra, sessiz sedasız bir tip, Didem, ayran gönüllü, Zeynep ise biraz despot ve evlenmek üzere... Zeynep’in düğünün ardından Esra, yaşamını değiştirme kararı alır, sevgilisini bırakır, işinden de istifa eder. Şans ve aşk meleği, Esra ve Didem’i, reklam ajansı kreatif direktörü Mert ve aktör Cem Sezgin ile karşılaştırır. Sonra birbirlerinin izini kaybederler, ta ki; Esra, Mert’in çalıştığı reklam ajansında işe başlayana dek... Mert ile Esra, Didem ile Cem yakınlaşırlar ve olaylar ardı ardına gelir. Esra, kısa sürede reklam gurusu olur, beş günlük ilişkisinden yola çıkarak roman da yazar. Şaka gibi...

 

MENDİLLER HAZIR OLSUN

 

“Herkesin Keyfi Yerinde”nin (Everybody’s Fine) adına sakın aldanmayın, insanı yere serebilecek ve gözyaşlarına boğabilecek kalibrede bir film bu... Filmin orijinalini, tam 20 yıl önce ünlü İtalyan yönetmen Giuseppe Tornatore yazdı ve yönetti. Kirk Jones’in yönetmenlik koltuğuna oturduğu bu taze soluklu uyarlamanın başrollerini ise Robert De Niro, Drew Barrymore, Kate Beskinsale ile Sam Rockwell sırtlıyorlar. Özellikle uzun bir zaman sonra dramatik bir rolde görebildiğimiz De Niro, tek kelimeyle harika... Eşini kaybettikten sonra artık birer yetişkin olan çocuklarıyla tekrar temas kurmak isteyen otoriter baba Frank Goode (De Niro), “Siz çocukların derdi ne, anlamadım. Annenize her zaman her şeyi anlattınız, bana hiçbir şey anlatmadınız” der. Evet, ailenin lideri konumundaki babanın, çekirdek yapılanmanın diğer üyelerinden ayrı bir yerde, belki de tek başına durmasına dair güzel bir örnek. Acı ama gerçek...

 

İnsanları birbirine yakınlaştıran telefon tellerini yapan bir adam, onları geçindirmek adına hem sağlığından olmuş, hem de onlardan uzaklara savrulmuştur. İhtiyarlık, yalnızlık ve yeniden bir arada olma kavgası... Herkesin Keyfi Yerinde, hepimizi ilgilendiren bir film, mutlaka seyretmeli...

 

İNCİL YOKSA YAMYAM ÇOKTUR

 

“Tanrının Kitabı” (The Book of Eli), alelade din propagandası yapan, misyoner soslu bir seyirlik. Dünyadaki son büyük savaşın üzerinden 30 kış geçer ve insanoğlu, İncilsiz kalır. Ve bir adam sırtını doğuya döner ve elde kalan tek rehberi, batıya götürür. Denzel Washington ve Gary Oldman hatırına da olsa, tonla mantık hatası barındıran Tanrının Kitabı izlenir mi? Karar sizlerin...

 

OSCAR, ACI SÜT VE NAZİZM

 

“Güneşi Gördüm”, Los Angeles’in ünlü kırmızı halısını göremezken, 10 ay önce Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde izleyip, kotarılamamış diye de not düştüğümüz “Acı Süt” (La Teta Asustada) ise en iyi yabancı film dalında Oscar’a aday oldu. Yöresel, geleneksel, siyasal ve ayrıksı... Peru yapımı ve “Altın Ayı” ödüllü Acı Süt, bireyin ve toplumun hafızasını, alışılmadık bir öyküde harmanlamayı deniyor. Ancak ve ne yazık ki; dikiş tutturamıyor. İşte tam da bu yüzden, Michael Haneke’nin Nazizm’i masaya yatırdığı “Beyaz Bant”, hala ve inadına favorimiz.

 

Cumhuriyet Gazetesi / 5 Şubat 2010

2/2/2010

82. Oscar ödülleri adayları

 

 

En iyi film

"Avatar", "The Blind Side", "District 9", "The Hurt Locker", "Inglourious Basterds", "Precious: Based on the Novel 'Push' By Sapphire", "Up", "A Serious Man", "Up in The Air", "An Education".

Erkek oyuncu

Jeff Bridges (Crazy Heart), George Clooney (Up in the Air), Colin Firth (A Single Man), Morgan Freeman (Invictus), Jeremy Renner (The Hurt Locker).
 

Yardımcı erkek oyuncu

Matt Damon (Invictus), Woody Harrelson (The Messenger), Christopher Plummer (The Last Station), Stanley Tucci (The Lovely Bones), Christoph Waltz (Inglourious Basterds),
 

Kadın oyuncu

Sandra Bullock (The Blind Side), Helen Mirren (The Last Station), Carey Mulligan (An Education), Gabourey Sidibe (Precious: Based on the Novel 'Push' by Sapphire), Meryl Streep (Julie & Julia),

Yardımcı kadın oyuncu

Penélope Cruz (Nine), Vera Farmiga (Up in the Air), Maggie Gyllenhaal (Crazy Heart), Anna Kendrick (Up in the Air), Mo'Nique (Precious: Based on the Novel 'Push' by Sapphire)
 

Yönetmen

James Cameron (Avatar), Kathryn Bigelow (The Hurt Locker), Quentin Tarantino (Inglourious Basterds), Lee Daniels (Precious: Based on the Novel 'Push' By Sapphire) ve Jason Reitman (Up in the Air)
 

Özgün senaryo

"The Hurt Locker" (Mark Boal), "Inglourious Basterds" (Quentin Tarantino), "The Messenger" (Alessandro Camon ve Oren Moverman), "A Serious Man" (Joel Coen ve Ethan Coen), "Up" (Bob Peterson, Pete Docter).
 

Yabancı film

"Ajami" (İsrail), "El Secreto de Sus Ojos" (Arjantin), "The Milk of Sorrow" (Peru), "Un Prophete" (Fransa) ve "The White Ribbon" (Almanya)
 

Animasyon

"Coraline", "Fantastic Mr. Fox", "The Princess and the Frog", "The Secret of Kells", "Up".
 

Sanat yönetmeni

"Avatar", "The Imaginarium of Doctor Parnassus", "Nine", "Sherlock Holmes", "The Young Victoria"

Görüntü yönetmeni

"Avatar" (Mauro Fiore), "Harry Potter and the Half-Blood Prince" (Bruno Delbonnel), "The Hurt Locker" (Barry Ackroyd), "Inglourious Basterds" (Robert Richardson), "The White Ribbon" (Christian Berger).

Kostüm tasarımı

"Bright Star" (Janet Patterson), "Coco Before Chanel" (Catherine Leterrier), "The Imaginarium of Doctor Parnassus" (Monique Prudhomme), "Nine" (Colleen Atwood), "The Young Victoria" (Sandy Powell).

Uzun metrajlı belgesel

"Burma VJ", "The Cove", "Food, Inc.", "The Most Dangerous Man in America: Daniel Ellsberg and the Pentagon Papers", "Which Way Home".

Kısa metrajlı belgesel

"China's Unnatural Disaster: The Tears of Sichuan Province", "The Last Campaign of Governor Booth Gardner", "The Last Truck: Closing of a GM Plant", "Music by Prudence", "Rabbit à la Berlin".

Montaj

"Avatar" (Stephen Rivkin, John Refoua ve James Cameron), "District 9" (Julian Clarke), "The Hurt Locker" (Bob Murawski ve Chris Innis), "Inglourious Basterds" (Sally Menke), "Precious: Based on the Novel 'Push' by Sapphire" (Joe Klotz).

Makyaj

"Il Divo" (Aldo Signoretti, Vittorio Sodano), "Star Trek" (Barney Burman, Mindy Hall ve Joel Harlow), "The Young Victoria" (Jon Henry Gordon ve Jenny Shircore).

Özgün beste

"Avatar" (James Horner), "Fantastic Mr. Fox" (Alexandre Desplat), "The Hurt Locker" (Marco Beltrami, Buck Sanders), "Sherlock Holmes" (Hans Zimmer), "Up" (Michael Giacchino).

Özgün şarkı

"Almost There" (The Princess and the Frog - Randy Newman), "Down in New Orleans" (The Princess and the Frog - Randy Newman), "Loin de Paname" (Paris 36 - Reinhardt Wagner / Frank Thomas), "Take It All" (Nine - Maury Yeston), "The Weary Kind" (Crazy Heart – Ryan Bingham / Bone Burnett)

Kısa çizgi film

"French Roast" (Fabrice O. Joubert), "Granny O'Grimm's Sleeping Beauty" (Nicky Phelan, Darragh O'Connell), "The Lady and the Reaper" (Javier Recio Gracia), "Logorama" (Nicolas Schmerkin), "A Matter of Loaf and Death" (Nick Park).

Ses

"Avatar", "The Hurt Locker" (Paul N.J. Ottosson), "Inglourious Basterds" (Wylie Stateman), "Star Trek" (Mark Stoeckinger, Alan Rankin), "Up" (Michael Silvers, Tom Myers).

Görsel efekt

"Avatar" (Joe Letteri, Stephen Rosenbaum, Richard Baneham, Andrew R. Jones), "District 9" (Dan Kaufman, Peter Muyzers, Robert Habros, Matt Aitken), "Star Trek" (Roger Guyett, Russell Earl, Paul Kavanagh, Burt Dalton).

Uyarlama senaryo

"District 9" (Neill Blomkamp, Terri Tatchell), "An Education" (Nick Hornby), "In the Loop" (Jesse Armstrong, Simon Blackwell, Armando Iannucci, Tony Roche), "Precious: Based on the Novel 'Push' by Sapphire" (Geoffrey Fletcher), "Up in the Air" (Jason Reitman, Sheldon Turner).

1/2/2010

Ölene dek sınıfımın yanında yer alacağım

 

Nejat İşler ile son filmi “Ejder Kapanı”nı konuşacaktık, bir bakmışız mülkiyet sorununu tartışıyoruz. Sonra spordan konu açıldı, oradan Bodrum’daki yeni evine, İstanbul’daki paylaşım savaşlarına ve onun “sığınılacak limanı” Tezgâh adlı dükkânına uzanmışız. Ardından tiyatro, sinema, TV dizileri... Sohbet öyle koyulaştı ki, daldan dala atlayıp durduk. Ben, sıcak, dost ve kendini sakınmayan Nejat İşler’i sevdim. Aleyhinde onca şey yazılıp çizilirken, birçok insan onu niye seviyor artık şimdi daha iyi anlıyorum. 

 

ALPER TURGUT 

 

Ünlü aktör Nejat İşler, resmen sektörün “kara koyunu” gibi... DİSK’le birlikte en önde yürür haberimiz olmaz ancak hangi barda içtiğini hepimiz biliriz. Oyuncu arkadaşlarının ve elbette kendisinin haklarını savunur, disiplinsiz ilan edilir. O, ne yapsa olaydır. Nejat İşler için Recep Tayyip Erdoğan’ın yeğeni diyenler de var, onu alkolik ve sivri dilli bulanlar da... Hatta hasta bir Fenerbahçeli olduğu halde, onu kızdırmak için başka takımı tuttuğunu yazıp çizenler bile mevcut. O, sekiz saatlik iş günü kabul edilene dek, TV dizilerine noktayı koyduğunu söylüyor. Artık sekiz yıldır ara verdiği tiyatroya geri dönüyor, kendi ifadesiyle “tembel ve kısa süreli işlerin adamı” sinemaya da tam gaz devam edecek.    

 

 

—Ejder Kapanı’nda, Güneydoğu’daki çatışma ortamının ertesinde ‘Vietnam Sendromu’na yakalanan bir eski askeri değil, bildiğimiz bir pisikopatı canlandırıyorsunuz. ‘Ensar’ karakterini biraz açabilir misiniz? 

Ensar, komando olmadan önce adam öldüren ve cezaevinin ardından askere alınan bir adam. Orada (askerde) değişmiş olsaydı, bu projeyi hemen kabul etmezdim. Önce neye hizmet ettiğine bakardım. Ensar, askerdeyken 12 yaşındaki kız kardeşine tecavüz ediyorlar, çocuk da bu travmanın ertesinde kendini asıyor. Askerlik bitiminde bakıyor ki, Rahşan Affı’nın ardından tecavüzcü serbest kalıyor. Artık o, öç almak istiyor, “Bundan sonra Devlet, benim” diyerek...  

—Pedofili denilen insanlık suçu işleniyor filmde, gerçek hayatta adaleti sorgulayan, sorgulatan kıldan ince bir konu bu...   

 

Bu tüm dünyanın derdi, sürekli yeni önlemler alınan, en ağır suçtan bahsediyoruz. Çocuklar, en masumlarımız ve onlara yönelik bu şiddeti affetmek mümkün mü? Hukukun en agresif olması gereken durum, budur. Ancak bilinen bir gerçek de var. Devletlerin hukuk ile arasındaki bağın adı vicdan değil. Parası olan hukuka da sahip olabiliyor çoğu zaman. Unutamadığım bir laf vardır; ‘Kanunlar bizim için değil, parası olan içindir’ diye... Misal Cem Garipoğlu, bilmem kaç bin dolar vererek, aylarca serbest kalabildi, ya da yaşı geriye itilebildi.  

—Eskiden mülkiyete karşıyım diyordunuz, bugün de aynı görüşte misiniz?  

Evet, mülkiyet hırsızlıktır. Dünyada birilerinin evi yok ve sizin varsa birilerinin hakkını çalmışsınız demektir. Ben geçen yıl, Bodrum’da bir ev aldım ve ne yazık ki hırsızlık yaptım. Aslında yapmamam lazımdı, kendimi iyi hissetmiyorum. Mahalle baskısına boyun eğmiş oldum. (Gülüyor) 

—İstanbul’dan kaçmak mı istiyorsunuz? 

 

İstanbul’da yaşamayı düşünmüyorum. Paylaşım savaşları beni çok sıktı ve bunalttı.  

—İstanbul, ‘kavgamızın başkenti’ değil mi? 

 

Elbette öyle... Ancak kavgamızın başkenti için dövüşenler, bundan vazgeçtiler. En önce onlar, mülk sahibi oldular. 

—“Kapalıçarşı” adlı dizinin ardından Ejder Kapanı filminde de, erken ölüm sizi buldu. Neden?  

 

Benim kurallarım belli, insanca yaşamak ve çalışmak isterim. Haftada beş gün çalışacaksam, iki gün de izin yapmalıyım. Sekiz saatlik iş günü ve iki saat mesai, daha fazlasına ‘evet’ demem, mümkün değil. En başında dizinin yapımcısıyla konuştuk, kabul edince anlaştık. Aramızda herhangi bir tatsızlık yok. 

—Set işçilerinin yaşamlarını yitirmesinin sebebi de köle gibi çalıştırılmalarından kaynaklanmadı mı?    

 

Ben, Sine-Sen’in faal bir üyesiyim, oyuncuların mesleki birliği Biroy’un da... O olayı size anlatayım, kamyon şoförü olmayınca, kostüm kamyonunu setin kuaförü kullanıyor ve ardından kaza meydana geliyor. Kamyon kullanmak kuaförün işi değil ki, kamyoncu da suçlu değil, adam dinlenmek zorunda... Sette çalışan birini tanıyorum, beş ayda bir gün izin yapabildi. 150 gün çalışacaksınız, bir gün izin yapacaksınız. Böyle bir şey olmaz, olamaz. Benim bir vicdanım var, insanların köle gibi çalıştırılmalarına karşıyım. Bu yüzden koşullar düzelene dek, TV dizilerinde yer almayacağım.  

 

—Sinemaya devam... 

 

Geçen sene “11’e 10 Kala”,  şimdi Ejder Kapanı, yakın bir tarihte de “Siyah Beyaz” gösterime girecek. Sinemaya devam edeceğim. Çünkü toplasan çıkarsan iki ay sürüyor, ben kısa işlerin adamıyım. İki ay bilemedin üç ay, sonrası bana uymuyor. 

—Ya tiyatro... 

 

Tiyatroyu çok özledim. 2002’den buyana tam sekiz yıldır uzağım sahneden. Bu yıl, tiyatroya döneceğim. Yapımcı yok, kanal yok, büyük sermaye yok. Arkadaşlarla hep birlikteyiz. Sahne senindir, set ise yönetmenin. Filmde yönetmen böyle istedi dersin, topu ona atarsın. Tiyatroda asla yırtamazsın. Sahnede hata da sana yazılır, sevap da...  

—İleride yönetmenlik yapmayı düşünüyor musunuz? 

 

Tiyatro, beni asıl var eden yer. Tiyatronun eğitimini aldım, hakkında laf edebilir ve sorumluluk alabilirim. Sinema konusunda ise kendimi henüz yetkin görmüyorum. Ancak anlatmak istediğim hikâyeler var. Belki ileride yönetmenlik yapabilirim. Bakalım.  

—Üzerimde Fenerbahçe’nin 100. Yıl montu var, dakikada ilgisini çekiyor. Muhabbet hemen koyulaşıyor. Ben de soruyorum; Fenerli olduğunuzu bildikleri halde niye başka takımlarla adınızı anıyorlar? 

 

Tüm bunları, Fanatik bir Fenerbahçeli olan beni kızdırmak ve sinirlendirmek için yazıyorlar. Fenerin her maçına gitmeye çalışırım. Hatta bir film çekilse ve ben, 42 yaşına dek top oynayan efsanevi futbolcumuz Lefter Küçükandonyadis’i canlandırsam. Gerçekten çok isterim bunu...   

—Sizi, Recep Tayyip Erdoğan’ın akrabası diye biliyor pek çok kişi, bu nereden kaynaklanıyor? 

 

Sanırım 2003 yılı  idi, Recep Tayyip Erdoğan hayli popüler, ben de “Gülbeyaz”  da oynuyorum. Hakkı Devrim köşesinde, “Başroldeki çocuk, Erdoğan’a benziyor” diye yazdı. Bu belayı başıma Hakkı Devrim açtı. Aslında beni pek çok kişiye benzetirler, Erdoğan da bunlardan yalnızca biri... Onunla en ufak bir yakınlığımız dahi yok. 

 

—Sizinle ilgili setlerde disiplinsizlik yapıyor diye yakıştırmalar var, ben ise tam tersini duydum. 

 

Mesleğin başında, henüz konservatuar öğrencisiyken benzer bir durumla karşılaşmıştım. Sanırım 21 yaşındaydım, hakkımı aradığım için kolaya kaçıp disiplinsiz dediler. Bir disipline inanırım, o da meslek disiplinidir. Yeşilçam Sokağı’na gidin, AKM’nin önünde kalkan otobüstekilere sorun. Ben kendimi anlatmayayım, ayıp kaçar. Benimle çalışanlar beni anlatsın. Yan yana gelmenin değerini, meslek birliğinin önemini iyi bilirim.  

—Haberin yerini magazin alıyor. Ve siz de magazinin ilgi odağındasınız, bu böyle sürecek mi? 

 

Bence bu durum daha uzun yıllar böyle gider. Geçtiğimiz günlerde DİSK’in bir etkinliğine katıldım, en önlerde yürüdüm. Kimse haber yapmadı, ancak bir bardan çıkıyorsam üşüşüyorlar, ertesi gün bütün gazete ve televizyonlarda varım. Kısıtlanamam, kendimi ifade ederek yaşarım. Adım çıkmış dokuza, inmez sekize... Ne de olsa bellemişler, alkolik, ailesinin reddettiği oğlan... 7, 8 yıl oldu, alıştım artık bunlara.

 

—Siz, “kara koyun” musunuz?  

 

Ben sadece artistim, bu halde bile bunlar başıma geliyorsa, memleket meseleleriyle uğraşan aydınların başlarına neler geliyordur. Harbiden konuşanları, suya sabuna dokunanları, biliyoruz ki, katlediliyorlar. Onların olduğu yerde bizim ne hükmümüz var ki... Dedem feshanede, babam ise fabrikada işçiydi. Ve benim de emin olduğum bir şey var, ölene dek sınıfımın yanında kalacağım.

 

—Galatasaray’da “Tezgâh” adlı kafe ve kitapeviniz var, orası sizin için sığınılacak bir liman mı?   

 

Aynen öyle... Orayı, bir şeyler gelsin, para kazanayım diye açmadım. İstediğimi yapıyorum, istediğim müziği çalıyorum. Yani anlaşılacağı üzere, sığınılacak limanımda, mutlu ve huzurluyum. 

—Nejat İşler, eskiden tişört ve kitap satarak hayatını idame ettirebilirdi, ya bugün? 

 

Tembelim ama eve ekmek getirebilecek her işe varım. Bu saatten sonra belki zor olur ama yine de yaparım.

Cumhuriyet Pazar Dergi / 31 Ocak 2010

1/2/2010

SİYAD ÖDÜLLERİ’NE “HAYAT VAR” VE “VAVIEN” DAMGASI

 

Reha Erdem’in “Hayat Var”ı 42. SİYAD Ödülleri’nden En İyi Film dâhil 4 ödülle dönerken, Yağmur ve Durul Taylan’ın “Vavien”i aday olduğu 11 dalın 5’inde ödüle uzanan film oldu. “Neşeli Hayat” ve “Uzak İhtimal” ise birer ödül kazandı.

42. SİYAD Ödülleri dün gece Beşiktaş Kültür Merkezi’nde yapılan törenle sahiplerini buldu. Cem Yılmaz’ın sunduğu törene Türk sinemasının birbirinden değerli isimleri katıldı.


Gece boyunca 13 dalda ödül kazanan yapıtlar açıklanırken Onur Ödülleri, Tuncan Okan Emek Ödülü ve Ahmet Uluçay Umut Ödülü de sahiplerine verildi. 2009’da Türkiye sinemalarında gösterime giren yabancı filmler arasında yapılan seçimde ise Steve McQueen’in yönettiği “Açlık” En İyi Yabancı Film ödülünü kazandı.

42. SİYAD ÖDÜLLERİ
EN İYİ FİLM
HAYAT VAR (Yapımcı: Ömer ATAY)
EN İYİ YÖNETİM
Reha ERDEM (Hayat VAR)
CAHİDE SONKU EN İYİ KADIN OYUNCU PERFORMANSI
Binnur KAYA (Vavien)
EN İYİ ERKEK OYUNCU PERFORMANSI
Nadir SARIBACAK (Uzak İhtimal)
EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU PERFORMANSI
Büşra PEKİN (Neşeli Hayat)
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU PERFORMANSI
Settar Tanrıöğen (Vavien)
MAHMUT TALİ ÖNGÖREN EN İYİ SENARYO
Engin GÜNAYDIN (Vavien)
EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ
Florent HERRY (Hayat Var)
EN İYİ MÜZİK
Atilla ÖZDEMİROĞLU (Vavien)
EN İYİ KURGU
Reha ERDEM (Hayat Var)
EN İYİ SANAT YÖNETİMİ
Elif TAŞÇIOĞLU (Vavien)
EN İYİ BELGESEL
5 NO’LU CEZAEVİ (Yönetmen: Çayan DEMİREL)
EN İYİ KISA FİLM
CENNETTE DE ÖLÜM VAR (Yönetmen: Savaş BAYKAL)
AHMET ULUÇAY UMUT ÖDÜLÜ
Melih SELÇUK
ONUR ÖDÜLLERİ
Sezer SEZİN
Süleyman TURAN
Vedat TÜRKALİ
TUNCAN OKAN EMEK ÖDÜLÜ
Atilla DORSAY
EN İYİ YABANCI FİLM
AÇLIK-HUNGER (Yönetmen: Steve McQUEEN; İthalatçı: KUZEY FİLM)

31/1/2010

Cinedergi 22, yayında…

 

Sanal dünyanın en kapsamlı sinema dergisi Cinedergi 22. sayısıyla yayında! Cinedergi bu sayısında yine bu ay öne çıkan konulara el atıyor, dosya ve röportajlarıyla öne çıkıyor!

 İşte bu ayın öne çıkan başlıkları… Ahmet Mümtaz Taylan, Uğur Yücel, Talip Ertürk ve Murat Emir Eren bu ayın röportajları... Vipsaş’tan Murat Özer ve Nizam Eren ise Türk sinemasının can damarı Yeşilçam filmlerinin restore aşamasını bizlerle paylaştılar…

Ejder Kapanı’yla kameranın hem arkasında yer alan hem de çaptan düşmemiş bir komiseri canlandıran Uğur Yücel; “Hayatın karanlık yönlerine fener tutmayı seviyorum” diyor… Bu konuda dosya konusu yaptığımız fetiş oyuncular konusuna ise şöyle bir eklemede bulunuyor: ‘Tıpkı bir orkestra gibi. Ne kadar çok beraber çalarsanız o kadar güzel tınlar sesler. Film koca bir koro gibi. Bildiğiniz müzisyenlerle çalarsanız elinize baget bile almanız gerekmiyor. Göz ucuyla nüanslarda geziyorsunuz’…

‘Yıllar içinde en çok kendime öfkelenir oldum. Esasen insanlar üstünde haksız ve yersiz biçimde baskı yaratan her şeye ve her kuruma öfkeliyim. Ayrımcılığa, ötekileştirmenin her türüne, her geçen gün azgınlaşan üstünlük taslama kültürüne, eşitsizliğe, adaletsizliğe, kabalığa, cahilliklere kutsanmış önyargılara ve daha birçok şeye’ diyor Ahmet Mümtaz Taylan… Bu sezon Adını Sen Koy’la başlayan sinema yolculuğu Kaptan Feza ve Ejder Kapanı’yla devam eden Taylan,  ‘Her yıl artan sayıda film çekiliyor olmasını olumlu buluyorum. Büyük bölümünün eleştirmenin ve seyircinin beğenisini kazanamamış olması ise dünyanın sonu değil’ diyerek farklı şeyler söylüyor…

Sinema yazarlığından ilk film denemesine uzanan ve bunu zombilikle yapan ki kafadar Talip Ertürk ve Murat Emir Eren; ‘Ada, eğlenceli bir zombi filmi. Mizahı ve gerilimi dengelenmiş bir eğlencelik. Dünyanın en iyi filmi değil, ama en kötüsü olmadığı da kesin’ diyerek filmlerine ilk film sempatisi toplamaya çalışıyorlar… 

Bu sayının önemli dosyaları... Kapak konumuza taşınan Kurt filmleri, 14 Şubat’a aşkla taşınan aşk filmleri ve yönetmenler ve oyuncular arasındaki aşkla ilgili fetiş filmler… ,

Oyuncu  Benicio Del Toro ve Emily Blunt bu sayının portre konukları... Yazarlarımız Ali Ulvi Uyanık'ın görsele dayanan yeni köşesi 'işte o an', Belgesel sinemanın farklı bakışı Zamanın Ruhu, Türk sinemasının nabzını tutan Sindrella ve sinema kahramanlarını farklı bir şekilde buluşturan Mesela Dedik...

 Eleştiri, vizyon, pek yakında, DVD'ler, albümler, kitaplar… Hepsi ücretsiz sinema dergisi Cinedergi'nin yeni sayısında. www.cinedergi.com, her ayın 25'inde bir sonraki ayın içeriğiyle bir tık ötenizde!

Google